Bizimle İletişime Geçin

Sinema

Farklı bir politik evrendeki aşk: Red, White and Royal Blue #inceleme

New York Times’ın çok satan Red White and Royal Blue adlı kitabından uyarlanan Amazon yapımı film, Red, White and Royal Blue.

New York Times’ın çok satan Red White and Royal Blue adlı kitabından uyarlanan Amazon yapımı film, Red, White and Royal Blue.

“Beni kurtardığın için kalpten teşekkür ederim. Boğuluyordum ve sen arkana bile bakmadan, hiç çekinmeden suya atladın.”

ABD başkanının oğlu Alex ile İngiltere Prensi Henry arasındaki hikayeye götürüyor film bizi. Hayatı boyunca Alex ve Henry birbirleriyle karşılaştırılıyor. Kraliyetin çok daha katı kuralları, çok daha gösterişli etkinlikleri var. İlk sahnede Alex’in yanlış çatal kullanırım korkusu mesela buradan geliyor. Aynı zamanda bu saçma karşılaştırma yüzünden iki karakterimiz birbirine çok önyargılı ve aslında ikisi de birbirinden çekiniyor. Komşu çocuğuyla ya da kuzeninizle karşılaştırılmak gibi düşünün. Sadece kraliyet düzeyinde bir karşılaştırma bu.

İki karakterimizde, önemli bir düğünde çok saçma bir hareketten dolayı, en yakın arkadaş gibi davranarak özür dilemeleri ve bu olayı düzeltmeleri bekleniyor. İkisi de birbirinden haz etmediği ve birlikte birkaç gün geçirmek zorunda olduğu için ortaya çok eğlenceli sahneler çıkıyor tabiki. Sonrasında arayı düzelttiklerinde de aslında ne kadar iyi anlaştıklarını görüyoruz ve bu sefer de çok eğlenceli sahneler çıkıyor ortaya. Ama bir kraliyet ailesinde hangi yüzyılda olursanız olun sanırım bir eşcinsel prens kabul edilmeyecek. Hayatının çoğunu alt sınıfta geçirmiş Alex ve doğduğundan beri otoritenin içinde büyümüş Henry. Belki sonradan hayatı üst sınıfa çıktığı için Alex de bir eşcinsel olarak kabul edilmeyebilir (ki ediliyor) ama Henry’nin biraz alışkanlık ve çoğunlukla zorunluluktan dolayı vücuduna yapışmış duruşu bile ne kadar üzücü. “Prenslerin gay olmaya hakkı yok…”

Film belki de gerçekten uzak ama istenilen, seyircinin içini rahatlatacak şekilde ilerliyor. Kitabın yazarına karakterleri yazarken gerçek insanlardan ilham alıp almadığı soruluyor. Sadece Ellen yani Alex’in annesi karakterini yazarken Teksaslı bir demokrat olan Wendy Davis’de ilham aldığını söylüyor. Başka hiçbir karakter için ilham kaynağı olarak bir insanı kullanmamış yani. Benim merak ettiğim kraliyetin bu gibi içinde yer yer +18 sahneler bulunduran bir filme nasıl izin verdiğiydi ama bununla da ilgili şöyle bir açıklaması var yazarın: “Hep dediğim gibi, bu kitabın yazılış sürecinde herhangi bir devlet başkanı ailesinin ya da kraliyet ailesinin imajına zarar verilmemiştir. Genellikle insanlar yerine, insanların düşünce yapılarından ilham alıyordum. Bazı kavramları karakterlerle birleştirdim sadece. Azim, isyankarlık, muhafazakarlık gibi…”

Amazon yapımı bu film, iki eşcinseli anlattığından Türkiye’de yayınlanmıyor. 21.yüzyılda bile, ülkemizde insanların bir filmden etkilenerek yönelimlerinin şekillenebileceğini ve ‘yanlış yola’ sapacağını düşünenler var. Bu yolun yanlış bir yol olduğu düşüncesi bile fazlaca garip ve saçmayken, insanların cinsel yönelimlerinin bir tercih olmadığını ve bunun doğuştan insanın içinde olduğunu bilmeyecek kadar cahil insanlar var. Kimse desteklemek zorunda değil ama homofobiklik de kabul edilebilir değil. İnsanın insana nefret duygusu beslemesini kim kabul ediyor? Hepinize iyi seyirler ve özgür yaşamlar.

“Seni tahmin edebileceğimden çok daha fazla özledim; ve bir o kadar daha özlemeye hazırdım.

Devamını Oku

Sinema

Belgesel sinemada yaşayan hafıza: Sevde Tunç’un “Women Storytellers” vizyonu Amerika’da

Sevde Tunç, bellek ve göç temaları etrafında şekillendirdiği çalışmalarını Amerika Birleşik Devletleri’nin prestijli akademik kurumlarında izleyiciyle buluşturdu.

Belgesel yönetmeni ve fotoğrafçı Sevde Tunç, bellek ve göç temaları etrafında şekillendirdiği çalışmalarını Amerika Birleşik Devletleri’nin prestijli akademik kurumlarında izleyiciyle buluşturdu. Columbia Üniversitesi ve New York Eyaleti’ndeki Alfred State College (SUNY) ev sahipliğinde gerçekleşen “Hafızayı Görmek” başlıklı etkinlik serisi, belgesel sinemanın toplumsal hafızayı koruma işlevini derinlikli bir tartışmaya açtı. Gösterimler ve ardından düzenlenen söyleşiler, hafızanın yalnızca sözlü anlatılar üzerinden değil; görüntü, ses ve gündelik yaşamın mikro pratikleri aracılığıyla nasıl yeniden inşa edilebildiğini interdisipliner bir perspektifle ele aldı.

Ekolojik Dayanışmanın Kaydı: Bir Başka Köy

Etkinlik kapsamında paylaşılan çalışmalardan ilki olan “Bir Başka Köy”, kırsal coğrafyada filizlenen ekolojik yaşam ve kolektif dayanışma pratiklerini merkeze alıyor. Gözlemci belgesel dilinin yetkin bir örneği olan film, kadınların öncülüğünde gelişen üretim ağlarının mekânla kurulan ilişkiyi ve toplumsal belleği nasıl dönüştürdüğünü inceliyor. Tunç’un kamerası, doğa ile insan arasındaki sürdürülebilir bağı sadece teknik bir veri olarak değil, yaşayan bir hafıza katmanı olarak kurguluyor. Film, ekolojik yaşamın bireysel bir tercihten öte, toplumsal bir direnç ve bellek inşası olduğunu görsel bir dille kanıtlıyor.

Mübadil Romanlar: Çok Kültürlü Bir Hafıza Fragmanı

Tunç’un bir diğer dikkat çeken üretimi olan “Mübadil Romanlar” multimedya projesi, Türkiye ve Yunanistan arasındaki nüfus mübadelesinin Roman toplumundaki izlerini sürüyor. Selanik’ten Anadolu’ya uzanan zorunlu göç deneyimini; fotoğraf, video ve ses kayıtlarını bir araya getiren hibrit bir anlatıyla sunan proje, kuşaklar arası aktarılan kolektif travmayı odağına alıyor. Proje, sadece tarihsel bir tanıklık sunmakla kalmıyor, aynı zamanda Roman toplumuna yönelik yerleşik önyargıları sarsan alternatif bir anlatı alanı inşa ediyor. Bu multimedya yaklaşımı, belgesel sanatının statik bir kayıt olmaktan çıkıp dinamik bir yüzleşme aracına dönüşebileceğini gösteriyor.

Women Storytellers ve Küresel Hikâye Anlatıcılığı

Sevde Tunç’un ABD’deki bu akademik turu, aynı zamanda temellerini attığı “Women Storytellers” adlı görsel hikâye anlatımı platformunun küresel vizyonunu temsil ediyor. Farklı coğrafyalardan kadınların, doğanın ve toplulukların hafızasını görünür kılmayı amaçlayan bu platform; belgesel film, fotoğraf ve sözlü tarihi modern bir arayüzde buluşturuyor. Tunç’un “bellek geçmişte kalan bir şey değil, bugünü şekillendiren yaşayan bir alandır” mottosuyla şekillenen üretim pratiği, platformun temel felsefesini oluşturuyor. Sanatçının Amerika’daki diğer üniversiteleri de kapsayacak olan gösterim takvimi, görsel antropoloji ve belgesel sinema alanındaki çalışmalarının uluslararası etkisini pekiştirmeye devam ediyor.

Devamını Oku

Sinema

26 – 29 Mart’ta sporun kalbi sinemada atacak: ISFF finalist seçkisi belli oldu

İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali, ikinci yılında izleyiciyle yeniden buluşmaya hazırlanıyor.

Geçtiğimiz yıl ilk kez düzenlenerek sporun rekabetçi doğasını sinemanın anlatım gücüyle buluşturan İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali (ISFF), ikinci yılında izleyiciyle yeniden buluşmaya hazırlanıyor. Belgesel sinemacı Gökçe Kaan Demirkıran’ın öncülüğünde hayata geçirilen festival, sporu sadece skor tabelalarından ibaret görmeyen; onu toplumsal dönüşümün, bireysel kimlik inşasının ve direncin bir aracı olarak ele alan derinlikli bir vizyon sunuyor. 26–29 Mart 2026 tarihleri arasında İstanbul’un farklı kültürel mekanlarında gerçekleşecek olan festivalin en çok merak edilen bölümü olan Kurmaca Kısa Film ve Belgesel Film yarışmalarının finalistleri ise resmen açıklandı. Seçki, sporun küresel bir dil olma özelliğini farklı coğrafyalardan gelen çarpıcı hikâyelerle pekiştiriyor.

Kurmaca Kısa Filmlerde Kimlik ve Direniş Temaları

Kurmaca kısa film kategorisindeki finalistler, sporun sadece fiziksel bir rekabet alanı değil, aynı zamanda politik ve kişisel bir varoluş mücadelesi olduğunu kanıtlayan yapımlardan oluşuyor. Kanada yapımı “A Good Day Will Come”, bir güreşçinin politik baskılar altındaki sessiz çığlığını merkeze alırken; ABD’den “Breaking the Tide” Hawaii’nin dalgaları arasında kardeşlik ve korkuyla yüzleşme hikâyesi sunuyor. Filipinler’den gelen “G!”, e-spor dünyasında kuşak çatışmasını işlerken; Hollanda yapımı “Inundation” ise savaş travmasını suyla kurulan yeni bir bağ üzerinden anlatıyor. İtalya’dan katılan “JAI” ve “The Champion’s Mural” yapımları ise dostluğun sınırlarını ve Maradona mirasının gençlerin hayatındaki dönüştürücü etkisini işliyor. İngiltere yapımı “The Fight” ile boks dünyasındaki kadın varlığına, ABD yapımı “Untouchable” ile eskrim sporundaki başarı hırsına odaklanan seçki, sporun çok katmanlı anlatılarını sinemaseverlerle buluşturuyor.

Belgesel Seçkisinde Sporun Dönüştürücü ve Birleştirici Gücü

Belgesel kategorisindeki finalistler, sporun toplumsal tabuları yıkma ve bireysel sınırları genişletme gücüne dair gerçek hayat hikâyelerini perdeye taşıyor. Türkiye’den Cem Güzel’in yönettiği “Abstract”, taraftarlık kültürüne yapay zekâ penceresinden bakarak aidiyet kavramını dijital bir düzleme taşırken; ABD yapımı “Best Day Ever”, adaptif dağ bisikleti sporcularının özgürleşme mücadelesini aktarıyor. Kırgızistan’da kadın futbolu üzerinden toplumsal değişimi işleyen “Kickoff” ve Fransa’da bir ultra maraton aracılığıyla hayatını yeniden kuran Dave Pen’in hikâyesini anlatan “Run Again”, sporun iyileştirici gücünü vurguluyor. Litvanya’dan erkek egemen drift dünyasının kraliçesi Sandra’nın mücadelesi, Brezilya’dan profesyonel sörfçü Tainá’nın Olimpiyat yolculuğu ve Uruguay’dan Down sendromlu jimnastikçi Daiana’nın ilham veren hayatı, belgesel seçkisinin evrensel kapsayıcılığını ortaya koyuyor. Özellikle İtalya ve Senegal ortak yapımı “The Madmen Coach”, zihinsel rahatsızlıkları olan bireylerin futbol aracılığıyla kurdukları umut köprüsünü anlatarak sporun sosyal rehabilitasyondaki rolüne dikkat çekiyor.

Skor Tabelasının Ötesinde İnsan Hikâyeleri

ISFF 2026, finalist filmleriyle izleyiciyi sporun sadece galibiyet ve mağlubiyetten ibaret olmadığını anlamaya davet ediyor. Seçkide yer alan yapımlar; hafıza, aidiyet, dayanıklılık ve toplumsal cinsiyet rolleri gibi temalar üzerinden sporun insan ruhuyla olan derin bağını sorguluyor. Farklı dillerin ve kültürlerin sporun ortak paydasında birleştiği bu dört günlük maraton, İstanbul’un sinema takvimine dinamik bir soluk kazandırırken, spora dair yerleşik algıları da estetik bir dille dönüştürmeyi hedefliyor. Çağdaş sinema dilinin en yetkin örneklerinin yer aldığı festival, 29 Mart’taki ödül töreniyle sona erecek.

Devamını Oku

Copyright © 2022 Refleksif.com