Sinema
Belgesel sinemada yaşayan hafıza: Sevde Tunç’un “Women Storytellers” vizyonu Amerika’da
Sevde Tunç, bellek ve göç temaları etrafında şekillendirdiği çalışmalarını Amerika Birleşik Devletleri’nin prestijli akademik kurumlarında izleyiciyle buluşturdu.
Belgesel yönetmeni ve fotoğrafçı Sevde Tunç, bellek ve göç temaları etrafında şekillendirdiği çalışmalarını Amerika Birleşik Devletleri’nin prestijli akademik kurumlarında izleyiciyle buluşturdu. Columbia Üniversitesi ve New York Eyaleti’ndeki Alfred State College (SUNY) ev sahipliğinde gerçekleşen “Hafızayı Görmek” başlıklı etkinlik serisi, belgesel sinemanın toplumsal hafızayı koruma işlevini derinlikli bir tartışmaya açtı. Gösterimler ve ardından düzenlenen söyleşiler, hafızanın yalnızca sözlü anlatılar üzerinden değil; görüntü, ses ve gündelik yaşamın mikro pratikleri aracılığıyla nasıl yeniden inşa edilebildiğini interdisipliner bir perspektifle ele aldı.
Ekolojik Dayanışmanın Kaydı: Bir Başka Köy
Etkinlik kapsamında paylaşılan çalışmalardan ilki olan “Bir Başka Köy”, kırsal coğrafyada filizlenen ekolojik yaşam ve kolektif dayanışma pratiklerini merkeze alıyor. Gözlemci belgesel dilinin yetkin bir örneği olan film, kadınların öncülüğünde gelişen üretim ağlarının mekânla kurulan ilişkiyi ve toplumsal belleği nasıl dönüştürdüğünü inceliyor. Tunç’un kamerası, doğa ile insan arasındaki sürdürülebilir bağı sadece teknik bir veri olarak değil, yaşayan bir hafıza katmanı olarak kurguluyor. Film, ekolojik yaşamın bireysel bir tercihten öte, toplumsal bir direnç ve bellek inşası olduğunu görsel bir dille kanıtlıyor.
Mübadil Romanlar: Çok Kültürlü Bir Hafıza Fragmanı
Tunç’un bir diğer dikkat çeken üretimi olan “Mübadil Romanlar” multimedya projesi, Türkiye ve Yunanistan arasındaki nüfus mübadelesinin Roman toplumundaki izlerini sürüyor. Selanik’ten Anadolu’ya uzanan zorunlu göç deneyimini; fotoğraf, video ve ses kayıtlarını bir araya getiren hibrit bir anlatıyla sunan proje, kuşaklar arası aktarılan kolektif travmayı odağına alıyor. Proje, sadece tarihsel bir tanıklık sunmakla kalmıyor, aynı zamanda Roman toplumuna yönelik yerleşik önyargıları sarsan alternatif bir anlatı alanı inşa ediyor. Bu multimedya yaklaşımı, belgesel sanatının statik bir kayıt olmaktan çıkıp dinamik bir yüzleşme aracına dönüşebileceğini gösteriyor.
Women Storytellers ve Küresel Hikâye Anlatıcılığı
Sevde Tunç’un ABD’deki bu akademik turu, aynı zamanda temellerini attığı “Women Storytellers” adlı görsel hikâye anlatımı platformunun küresel vizyonunu temsil ediyor. Farklı coğrafyalardan kadınların, doğanın ve toplulukların hafızasını görünür kılmayı amaçlayan bu platform; belgesel film, fotoğraf ve sözlü tarihi modern bir arayüzde buluşturuyor. Tunç’un “bellek geçmişte kalan bir şey değil, bugünü şekillendiren yaşayan bir alandır” mottosuyla şekillenen üretim pratiği, platformun temel felsefesini oluşturuyor. Sanatçının Amerika’daki diğer üniversiteleri de kapsayacak olan gösterim takvimi, görsel antropoloji ve belgesel sinema alanındaki çalışmalarının uluslararası etkisini pekiştirmeye devam ediyor.
Sinema
Türk-İran ortak yapımı “I Just Want to Talk to My Mom” Tallinn’de ana yarışmada
“I Just Want to Talk to My Mom”, 30. Tallinn Black Nights Film Festivali (PÖFF) Ana Yarışma Bölümü’ne seçilme başarısı gösterdi.
İranlı yönetmen Mohsen Rabiei’nin yazıp yönettiği ve başarılı yapımcı Bulut Reyhanoğlu’nun ortak yapımcılığını üstlendiği Türk–İran ortak yapımı “I Just Want to Talk to My Mom”, Avrupa’nın en prestijli sinema etkinliklerinden biri olan 30. Tallinn Black Nights Film Festivali (PÖFF) Ana Yarışma Bölümü’ne seçilme başarısı gösterdi. Griffin Pictures ve Koskos Film ortaklığında hayata geçirilen iddialı yapım, ana yarışmada yer alan tek Türk–İran ortak yapımı olarak 15 Kasım’da Tallinn’de dünya prömiyerini gerçekleştirecek.
Savaşın Sınırları Aşan Etkisi ve Çaresiz Bir Bekleyiş
Başrolünde yetenekli İranlı oyuncu Reyhaneh Parsa’nın yer aldığı film, savaşın sınırları aşan psikolojik etkilerini, birbirinden uzakta yaşayan bir anne ile kızının iletişim kurma mücadelesi üzerinden sarsıcı bir dille beyazperdeye taşıyor.
Hikâye, İstanbul’da yaşayan İranlı bir oyuncunun, savaş nedeniyle internet ve telefon hatlarının tamamen kesildiği ülkesindeki annesine ulaşma çabasına odaklanıyor. Yanıtsız kalan telefonlar, giderek uzayan sessizlik ve her geçen gün büyüyen belirsizlik, genç kadının gündelik hayatını ağır bir bekleyişe dönüştürüyor. Film; anne ile kız arasındaki fiziksel mesafenin sevgi, özlem ve kaybetme korkusuyla nasıl derinleştiğini işlerken, savaşın sadece çatışma bölgelerinde değil, sevdiklerinden uzakta yaşayan insanların ruhlarında da bıraktığı derin izleri gözler önüne seriyor.
Kişisel Bir Deneyimden Evrensel Bir Sinema Diline
Yirmi yılı aşkın süredir sinema alanında çalışmalarını sürdüren yönetmen Mohsen Rabiei, bu çarpıcı hikâyeyi bizzat kendi yaşamından izlerle kurguladı. Film, yönetmenin İran’da yaşayan anne ve babasıyla iletişim kuramadığı günlerde hissettiği korku, çaresizlik ve belirsizlik duygularından doğdu. Belgesel ile kurmaca arasındaki o ince sınırda ilerleyen yapım, gerçek olaylar sırasında kaydedilen anları güçlü bir sinemasal anlatıyla harmanlayarak, en zor koşullarda bile sürdürülen umut arayışına evrensel bir ayna tutuyor.
Türkiye ve İran Arasında Güçlü Bir Yaratıcı Ortaklık
“Zenne”, “Çekmeceler”, “Anons” ve “Bana Karanlığını Anlat” gibi hem ulusal hem de uluslararası alanda ses getiren filmlerin yapımcıları arasında yer alan ve 2024 yılında Avrupa Film Akademisi üyeliğine kabul edilen Bulut Reyhanoğlu, bu projeyle uluslararası sinema kariyerine Türkiye ve İran arasında kurulan yeni bir yaratıcı ortaklık ekliyor.
Farsça ve Türkçe olarak çekilen 90 dakikalık “I Just Want to Talk to My Mom”un görüntü yönetmenliğini Harun Yayla, kurgusunu Pezhman Shameli, etkileyici müziklerini ise P. Nami üstleniyor.
Sinema
Kara komedi “Bekle Bizi Brüksel”den ilk teaser yayınlandı
Necmi Sancak’ın merakla beklenen ikinci uzun metrajlı filmi “Bekle Bizi Brüksel”den ilk kareler ve tanıtım fragmanı izleyiciyle buluştu.
İlk filmi “Ayşe” ile Antalya Altın Portakal’da ‘En İyi Yönetmen’ ve ‘En İyi İlk Film’ başta olmak üzere tam dört ödüle layık görülen başarılı yönetmen Necmi Sancak’ın merakla beklenen ikinci uzun metrajlı filmi “Bekle Bizi Brüksel”den ilk kareler ve tanıtım fragmanı (teaser) izleyiciyle buluştu. Yıldız isimleri bir araya getiren güçlü oyuncu kadrosuyla dikkat çeken iddialı kara komedi, prömiyerini ekim ayında Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yapmaya hazırlanıyor.
Seçim Gününde Bir Uçak Kaçırma Kaosu
Tek bir günde geçen ve seçim gününde yaşanan absürt bir olaydan yola çıkan film; bir uçağı kaçıran iki arkadaşın neden olduğu, giderek büyüyen ve ulusal çapta bir paniğe dönüşen kaosu anlatıyor. Uçak kaçırma eylemi televizyon yorumcuları tarafından hızla ve acımasızca politik bir krize dönüştürülürken; bir kahvehanede toplanan mahalleli ise seçim atmosferinin ağır gerilimi altında kendi korkuları, öfkeleri ve önyargılarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor.
Uçak, televizyon stüdyosu ve kahvehane üçgeninde ilerleyen “Bekle Bizi Brüksel”, kutuplaşmış bir toplumda oldukça absürt bir olayın bile dezenformasyonla birleşerek nasıl tehlikeli bir ulusal paniğe dönüştüğünü usta işi bir kara mizah diliyle gözler önüne seriyor.
Yıldızlar Geçidi Gibi Oyuncu Kadrosu
Senaryosu, yönetmenliği ve yapımcılığı Necmi Sancak imzasını taşıyan filmin geniş oyuncu kadrosu adeta şampiyonlar ligini andırıyor. Toplumsal bir hicvi beyazperdeye taşıyacak olan filmde; Caner Cindoruk, Hande Doğandemir, Deniz Işın, Uğur Uzunel, Cem Sürgit, Deniz Dumanlı, Menderes Samancılar, Sermet Yeşil, Ali Seçkiner Alıcı, Hüseyin Avni Danyal, Tekin Ezgütekin, Can Bartu Arslan, Emre Bulut, Orkuncan İzan ve usta tiyatrocu Zihni Göktay gibi birbirinden değerli isimler yer alıyor.
Altın Portakal’da seyirci karşısına çıkmak için gün sayan “Bekle Bizi Brüksel”, şimdiden festivalin en çok merak edilen yapımları arasında gösteriliyor.
