Röportaj
Burcu Kurt: İçimde biriktirdiklerimi yazıya döküyorum #röportaj
Kariyerine güçlü vokal performansları ve özgün müzik tarzıyla yön veren yetenekli sanatçı Burcu Kurt ile müzik yolculuğunun başlangıcından, ilham kaynaklarına ve yaratıcı sürecine dair samimi bir sohbet gerçekleştirdik. Burcu Kurt, çocukluk yıllarından itibaren müzikle kurduğu derin bağı, yaşam deneyimlerinin ve duygularının şarkılarına nasıl yansıdığını ve kendine has vokal tarzını nasıl geliştirdiğini paylaştı.
Kendine has vokaliyle dikkat çeken Burcu Kurt, yeni single’ı “Aşka Meyilli” ile duygularını açık yüreklilikle ortaya koyuyor. Caz ve pop tınılarını ustalıkla harmanlayan bu parça, yalnızlıkla yüzleşmenin ve kendine gülümsemenin hikâyesini taşıyor. Müzikal yolculuğunu, ilhamlarını ve gelecek planlarını samimiyetle anlattığı bu röportajda Burcu Kurt’la sadece müzik üzerine değil, hayata dair de içten bir sohbet gerçekleştirdik.
• “Aşka Meyilli”, caz ve pop tınılarını başarılı bir şekilde harmanlıyor. Bu şarkının arkasındaki ilham kaynağı nedir? Sizi bu sentezi yaratmaya iten ne oldu?
İlham tam olarak ne bilmiyorum ama içimde biriktirdiklerimi yazıya döküyorum eskiden beri. Müzik kısmı daha sonraki süreçte geliyor. Bu sözlere ne yapabilirim kısmında ilham denilen şey yardım ediyor olabilir. Aşka Meyilli‘ nin sözlerini bir gecede yazmıştım. Beste de onu takip eden günlerde oluştu. Pop ve caz buluşmasına gelince: Müziğimin beni yansıtması en başından beri benim için en önemli olan nokta. „ Bu sevilir „ ya da „Bu tutar“ diye bir tarz değil bundan dolayı. Neyi seviyorsam ve kendimi nasıl en iyi ortaya koyabileceğimi düşünüyorsam bu müzikle dinleyiciyle buluşmak istedim. Acelem yok, zamanla kitlesine ulaşacağına ve sevileceğine de bu yüzden kalpten inanıyorum.
• Söz ve müzik tamamen size ait. Şarkı yazarken genellikle hangi duyguları ve düşünceleri ön planda tutuyorsunuz? “Aşka Meyilli” özelinde anlatmak istediğiniz hikaye nedir?
Konuşmak yetmediğinde yazıyorum hep. Yaşanmışlıkları karalıyorum, ne geliyorsa içimden. Bir sey çıkar mı diye düşünmüyorum yani. Şarkı olabileceğini düşündüklerimi daha sonra o formata dönüştürüyorum. “Aşka Meyilli” de diğer şarkılar gibi dizelerinde her duygumu anlatıyor aslında. Çok yalnız hissettiğim ve hatalarım için kendime kızdığım ama ders almadığım için de kendimle dalga geçtiğim bir şarkı oldu bence. Bu yüzden sözler duygusal olsa da müzik daha alaycı.
• Saksafon, kontrbas, piyano ve davul gibi enstrümanların yer aldığı zengin bir müzisyen kadrosuyla çalıştınız. Canlı enstrümanların şarkılarınıza kattığı enerji sizin için ne ifade ediyor?
Bu isimlerle çalışmak en başından beri en çok istediğim şeydi sanırım, çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Akustik kayıt günümüzde eskisi kadar tercih edilmiyor. Hem maddi yönü dolayısıyla hem de teknolojinin geldiği noktadan ötürü. Bence bir şarkıya hayat verirken bu sıcaklığı yakalamak için, akustik kayıt benim için çok önemli. Bundan dolayı enerjisi de bu samimiyetle dinleyiciye yansıyor diye düşünüyorum.

• Kapak tasarımında Japon sanatçı Midori Dablander’ın özgün çizimlerini kullandınız. Bu görsel seçimde sizi en çok etkileyen neydi? Müzik ve görsel sanatların buluştuğu bu noktada nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Midori çok yetenekli ve benim hayallerimi çizebilen bir dostum. Ona şarkımı dinlettim ve kafamdakini anlattım. O da kendi yorumunu katarak çizdi. Görselliğin müzikte çok etkili oluğunu düşünüyorum. Bu yüzden şarkının ruhunu yansıtması, özgün olması benim içinönemli bir detay. Bana ve şarkıya özel bir tasarım olmasından dolayı çok mutluyum.
• Müziğinizdeki alaycı üslup ve kendine özgü vokal tarzınız dinleyicileriniz tarafından çok seviliyor. Bu tarzınız nasıl gelişti? Kendi sesinizi bulma sürecinizden biraz bahsedebilir misiniz?
Bu soru beni gülümseten bir soru. Eğer gerçekten bunu başarabiliyorsam ne mutlu bana.Çocukluğumdan beri şarkı söylüyorum. Bugüne kadar bir çok müzik tarzı dinledim, ve söyledim. Klasik müzik eğitimim ve dinlediğim farklı türler neyi istediğimi ve neyi yapabileceğimi gösterdi bana.Sonuç olarak şarkılarımın hepsi için tereddüt etmeden Burcu Burcu kokuyor diyebilirim
• Önümüzdeki dönemde Burcu Kurt olarak dinleyicilerinize ne tür sürprizler hazırlıyorsunuz? Yeni projeleriniz neler?
Burada bahsedersem sürpriz diyemeyiz belki ama ilk odağım kesinlikle konserler. Hem çok soran oluyor hem de en başından beri şarkılarımı sahnede dinleyiciyle paylaşmak isteğim. Stüdyoda kayıtlar bana çok keyif veren ama kusursuz olması gerektiğinden bir o kadar da stresli geçen bir süreç. Ancak sahnede durum farklı. Hata yapabilirsiniz, dinleyiciyle direk iletişim kurabilir, samimiyetle hikeyenizi anlatabilirsiniz. Şarkılar kayıttan bambaşka olacaktır. Bir konser diğerine benzemez. Bunlar beni çok heyecanlandıran planlar. Bundan dolayı ilk isteğim en yakın zamanda hem Avrupa hem de Türkiye’de dinleyiciyle konserlerde buluşmak. Sonraki aylarda yeni şarkılarımı da yayınlamaya devam edeceğim. Konserlerin içeriği belki sürprizli kısım olarak kalabilir.
Müzik
HakOff: İçinden çıkamadığım birçok meselenin bir şarkı yapmalık canı var #röportaj
HakOff’la “Sirius”un çıkış noktasını, şarkı yazarken kişisel meselelerle kurduğu ilişkiyi ve parçanın bundan sonraki müzikal dönemine dair taşıdığı ipuçlarını konuştuk.
Yerli hip-hop sahnesinin dikkat çeken isimlerinden HakOff, yeni teklisi “Sirius”ta kalabalık ve uzun bir gecenin ardından insanın kendisiyle baş başa kaldığı o sessiz ana dönüyor. Kişisel hesaplaşmalardan beslenen şarkı; bastırılan düşünceleri, kapanan hesapları ve tüm bunların sonunda hâlâ ayakta kalabilmenin verdiği hissi dinamik bir sound’la buluşturuyor. HakOff’la “Sirius”un çıkış noktasını, şarkı yazarken kişisel meselelerle kurduğu ilişkiyi ve parçanın bundan sonraki müzikal dönemine dair taşıdığı ipuçlarını konuştuk.
“Sirius” nasıl başladı? İlk ortaya çıkan şey bir cümle miydi, beat miydi, yoksa yaşanmış bir gecenin ardından kalan düşünceler mi?
Sanıyorum bir haber başlığıydı. “Gökyüzünün en parlak yıldızı Sirius” gibi bir başlık olması lazım. Hem geceye olan düşkünlüğüm hem “en” kavramının her zaman cazip gelmesi habere karşı ilgimi çekti. Bu beni fazlasıyla etkilemiş olacak ki ilk duyduğum, geceyi hissettiren beat’e Sirius’la başlamış buldum kendimi.
Şarkıda kalabalık dağıldıktan sonra gelen bir sessizlik var. “Sirius”un anlatıcısı o sessizlikte neyle yüzleşiyor?
Tamamen kendimle. Hayatın akışında, türlü yoğunluklarda, en gürültülü anlarda duymazdan gelinen her şeyin su yüzüne çıkmaya en müsait olduğu an bence bu. Zihnime en az hükmedebildiğim, kafamın içindeki sesleri en az susturabildiğim anların teker teker karşıma çıkmasıyla yüzleşiyorum. Bunların tümüne, her şeye rağmen hâlâ cevap verebiliyor olmak ve “ben tek, siz hepiniz” modunun ortaya çıkışı Sirius’u meydana getirdi özetle.
Kişisel bir meseleyi şarkıya döktüğünüzde sizin için gerçekten kapanmış oluyor mu, yoksa sadece daha açık konuşulur hâle mi geliyor?
Şarkı yazarken biraz fazla seçici olabiliyorum. Özellikle derin yaşanmışlıklar içeren konuları ele aldığımda aynı cümleyi defalarca kez baştan kurduğum oluyor. Bu kadar yoğunlaşıp bu kadar çok kez tekrar edince de genellikle konu kapanmakla kalmayıp önemini bile yitirebiliyor. Yani benim için içinden çıkamadığım birçok meselenin bir şarkı yapmalık canı var diyebilirim.
Anlatı oldukça içe dönükken parçanın sound’u daha hareketli ilerliyor. Şarkıyı ağır bir atmosferin içine hapsetmemek sizin için önemli miydi?
Tamamen atmosferle alakalı. Kafanızı bile dik tutmakta zorlandığınız anları düşünün. Tam o anın meseleleri anlattıklarım. Bu hissi de tam olarak aktarabileceğimi düşündüğüm sound bu olmalıydı.
“Sirius” bugün bulunduğunuz yeri anlatan tek başına bir şarkı mı, yoksa bundan sonra gelecek işlere dair de bir ipucu taşıyor mu?
Bugün ve gelecek diye ayırırsak eğer iki zamanın tam ortasında duruyor. Bugün olduğum yerin ve duruşun beni taşıyacağı yerlere göz kırpışı. Müzikal ve lirik anlamda ise benzer sound’ları, aynı dik başlılığı görmeye devam edeceğinizin bir ipucu olabilir tabii.
Müzik
Cansu: Bazen insan tam da kaybolduğu anlarda yönünü yeniden buluyor #röportaj
Cansu’yla “Pusula”nın “Pastel Melankoli” sonrası geldiği yeri, şarkının merkezindeki ikilemi, kaybolma ve yönünü yeniden bulma hâlini ve müziğinde kurduğu görsel dünyayı konuştuk.
7 şarkılık konsept albümü “Pastel Melankoli” ile kendi anlatı dünyasını kuran Cansu, yeni teklisi “Pusula” ile aşkın içindeki ihtimallere ve karar vermenin kolay olmadığı anlara odaklanıyor. Sözü ve müziği sanatçıya ait olan şarkı, yeniden bir şans vermekle vazgeçebilme cesareti arasında kalan bir kalbin hikâyesini anlatıyor. Cansu’yla “Pusula”nın “Pastel Melankoli” sonrası geldiği yeri, şarkının merkezindeki ikilemi, kaybolma ve yönünü yeniden bulma hâlini ve müziğinde kurduğu görsel dünyayı konuştuk.
“Pastel Melankoli”de kırılganlık, kabullenme ve kendini seçme hâli vardı. “Pusula” bu yolculuğun ardından nasıl bir yerden çıktı?
Pastel Melankoli konsept bir albümdü ve dediğiniz gibi içinde farklı duygular barındıran, akışında ilerleyen ve ayrılık sonrası kendini seçme hâliyle sonuçlanan bir hikâyeydi. “Pusula”yı biraz daha farklı bir duyguyla yazmış olsam da, aslında yine benzer duygular taşıyan bir şarkı oldu. Aşkın içindeki ihtimallere değindiğim; yeniden bir şans vermekle, o aşktan vazgeçebilme cesaretini aynı anda hissettiren bir şarkı.
“Pusula”da bitmiş bir aşkı geride bırakmakla ona yeniden şans vermek arasında kalan bir duygu var. Bu şarkıyı yazarken siz o duygunun daha çok hangi tarafındaydınız?
Sanırım tam ortasındaydım. İnsanın her şeyden önce kendiyle mutlu olabilmesi gerektiğine inanıyorum. O zaman yeniden denemeyi de, vazgeçebilmeyi de daha korkusuzca sorgulayabiliyorsun. Tabii burada sağlıksız bir ilişkiden bahsetmiyorum. Aksine, iki tarafın da birbirini sevdiği ama hayatın getirdiği başka zorluklar nedeniyle karar vermenin kolay olmadığı bir durumdan bahsediyorum. “Pusula” da tam olarak bu ikilemi anlatıyor.

Şarkının adı “Pusula” ama anlattığı yerde biraz kaybolmak da var. Sizce insan bazen yolunu bulmak için önce kaybolmak zorunda mı kalıyor?
Kaybolmanın da yolun bir parçası olduğuna inanıyorum. Öyle ya da böyle, her insanın ilişkilerinde daha önce hiç karşılaşmadığı sorularla yüzleştiği dönemler olabiliyor. Bence insanın dönüşebilmesi ve kendini daha iyi tanıyabilmesi de büyümenin en önemli parçalarından biri. Bazen doğru olduğuna inandığınız ya da sizi çıkmazda hissettiren bir duygu, zamanla hiç beklemediğiniz kapılar ve mucizeler açabiliyor. O yüzden ben kaybolmayı her zaman kötü bir şey olarak görmüyorum; bazen insan tam da o anlarda yönünü yeniden buluyor.
“Pastel Melankoli”de her şarkıyı ayrı bir oda gibi düşündüğünüzü söylemiştiniz. “Pusula” o evin içinde olsaydı, nasıl bir yerde dururdu?
Boşver Sevme Beni ile Gözyaşı Bulutu arasında olurdu sanırım. Çünkü “Boşver Sevme Beni”, vazgeçebilme cesaretini; “Gözyaşı Bulutu” ise o duygunun ardından gelen kabullenişi ve iyileşmeyi anlatıyor. “Pusula” ise tam ikisinin arasında duran bir şarkı.
Söz, beste ve görsel dünya tarafında kendi hikâyenizi kendiniz kuruyorsunuz. Bir şarkı yazarken onun görüntüsü, rengi ya da sahnesi de sizinle birlikte mi geliyor?
Bu değişebiliyor. Bazen yazarken o duyguyu hayal edip her şeyi ona göre şekillendiriyorum, bazen de şarkı tamamlandıktan sonra görüntüsü, rengi ve atmosferi kendiliğinden canlanıyor gözümde. Bence görsel dünya da hikâyenin önemli bir parçası. O atmosferi oluşturduğumda, dinleyenlerimin şarkıyla ve anlattığım hikâyeyle daha güçlü bir bağ kurabildiğini hissediyorum.
