Bizimle İletişime Geçin

Sinema

Yaz fonunda bir çocukluk hikayesi: Estiu 1993 #inceleme

Estiu 1993, annesinin ölümü sonrasında yengesi ile dayısı tarafından korumaya alınıp bir taşrada yaşamaya başlayan Frida’yı merkezine alıyor.

Estiu 1993, Katalan yönetmen Carla Simon’ın 2017 çıkışlı filmi. 2017’de Berlin Film Festivali’nde En İyi İlk Film ödülünü ve yine 2017’de İstanbul Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülünü’nü kazanan yapım aynı zamanda ülkesi İspanya’yı Oscar Ödülleri’nde En İyi Yabancı Film Dalı’nda temsil etmek için seçilmişti.

Estiu 1993, annesinin ölümü sonrasında şehirdeki hayatını bırakmak zorunda kalan ve yengesi ile dayısı tarafından korumaya alınıp bir taşrada yaşamaya başlayan Frida’yı merkezine alıyor. Frida’nın hikayesine filmin yönetmeni Carla Simon bizzat ilham olmuş desek yanılmayız aslında. Zira filmin yönetmeni aynı zamanda senaristi olan Carla Simon, verdiği röportajlarda bu durumu doğruluyor ve filminin otobiyografik tarafları olduğunu vurguluyor.

Estiu 1993, açılışını havai fişekleri izleyen ana karakter Frida ile yapıyor. Sonrasında Frida’yı gitmesi için eşyaları toplanırken görmemizle devam ediyor. Frida’yı kendi hayatı ile ilgili gelişecek olayları bir seyirci edasıyla izlerken görüyoruz. Sonrasında Frida, yaşamına devam edeceği taşra kasabasına gidiyor ve biz de seyirci olarak onun peşinden giderek olaylara dahil oluyoruz.

Frida, taşra kasabasına geldikten sonra kuzeni Anna ile zaman geçirmeye başlayarak yeni yaşamına ayak uydurmaya çalışıyor. Annesi AIDS sebebiye ölse de kendisi bunu bilmiyor, dönemin şartları sebebiyle pekte dillendirilmiyor. Yeni geldiği yerde, bazı bilinmezliklerle hayatına devam etmeye, sevilmeye, mutlu olmaya çalışıyor. Kuzeni Anna’nın ortadan kaybolmasını istiyor, yeni ailesini kendi gözünde normalleştirmek istiyor. Üzüldüğü şeyler olsa da güzellikleri görmeye çalışıyor, zaman zaman zor da olsa mutlu oluyor Frida. Altı yaşında annesini kaybetmiş bir çocuk için genellikle zor olan şeylerden bahsedilse de Frida’nın mutlu olduğu anlar var demekte mümkün. Frida’nın gözünden ölümü, adaptasyon sorunlarını, aile kavramlarını izlerken bizde seyirciler olarak bu kavramlara kafa yorabiliyoruz aynı zamanda.

Estiu 1993, yer yer sakin yer yer hareketli kamera kullanımı, hikayesine fon olan mekanların doğallığı ve güzelliği, aynı zamanda Frida karakterine hayat veren Laia Artigas’ın performansıyla özel bir film olmuş. Minimal ancak etlileyici bir film çıkaran Carla Simon’ı da tebrik etmek gerek.

Çağatay Efe Mutluay / mutluaycagatayefe@gmail.com

Devamını Oku

Sinema

Ferdi Özbeğen’in hayatı film oluyor

Türk müziğinin zarafeti, eşsiz yorumu ve neşesiyle bir döneme damgasını vuran efsane ismi Ferdi Özbeğen’in hayat hikâyesi sinemaya taşınıyor.

Türk müziğinin zarafeti, eşsiz yorumu ve neşesiyle bir döneme damgasını vuran efsane ismi Ferdi Özbeğen’in hayat hikâyesi sinemaya taşınıyor. Piyanist şantörlük ekolünün en büyük temsilcisi olan Özbeğen’in yaşamını anlatacak film, Türkiye’nin bir dönemine ayna tutmaya hazırlanıyor.

Senaryo Çalışmaları Tamamlanmak Üzere

Yapımcılığını Orchestra Content’in, yaratıcı yapımcılığını ise Mine Şengöz’ün üstlendiği projenin hazırlık süreci büyük bir titizlikle yürütülüyor. 2023 yazından bu yana senaryo üzerinde çalışan Yiğit Güralp’in kaleminden çıkan hikâye, son aşamaya geldi. Film, sanatçının müzikal dehasının yanı sıra topluma bıraktığı manevi mirası da odağına alıyor.

TEV ve Alanında Uzman İsimlerin Danışmanlığı

Vefasından önce tüm mal varlığını gençlerin eğitimine katkı sağlamak amacıyla Türk Eğitim Vakfı (TEV)’na bağışlayan Özbeğen’in hayatı, vakfın da katkılarıyla gerçeğe en yakın haliyle kurgulanıyor. Filmin danışman kadrosunda ise kültür-sanat dünyasının önemli isimleri yer alıyor:

  • Tuğrul Eryılmaz
  • Gülşen İşeri
  • Murat Özyaşar
  • Murat Meriç
  • İdris Pehlivan
  • Hilmi Özbeğen

Vizyon Tarihi: 2027

Görkemli bir prodüksiyonla hayata geçirilmesi planlanan film, izleyiciyi sadece bir sanatçının hayatına değil, Türkiye’nin en renkli ve tutkulu yıllarına da götürecek. Ferdi Özbeğen’in hem sahnedeki görkemini hem de insani derinliğini yansıtacak olan yapım, 2027 yılında sinemaseverlerle buluşacak.

Devamını Oku

Sinema

Long Play Müzik Filmleri Festivali, ilk yılında müzik ve sinemayı aynı çatıda buluşturdu

Long Play Müzik Filmleri Festivali, üç gün boyunca gösterimler, söyleşiler, atölyeler ve belgesel film yarışmasıyla müzik ve sinema tutkunlarını bir araya getirdi.

Yönetmen Gökçe Kaan Demirkıran direktörlüğünde 5–6–7 Aralık tarihlerinde Biletinial Torun Center Sinemaları’nda ilk kez düzenlenen Long Play Müzik Filmleri Festivali, üç gün boyunca gösterimler, söyleşiler, atölyeler ve belgesel film yarışmasıyla müzik ve sinema tutkunlarını bir araya getirdi. Müziğin sinema aracılığıyla yeni bir anlatıya dönüştüğü festival, yoğun ilgiyle karşılandı.

Ulusal ve uluslararası müzik temalı belgesellerden oluşan seçkisiyle festival, müziğin kültürel hafıza, kimlik ve topluluk duygusuyla kurduğu ilişkiye odaklandı. Gösterimlerin ardından düzenlenen söyleşiler, izleyiciler ile yaratıcılar arasında samimi ve canlı bir buluşma alanı yarattı.

Belgesel yarışmasında En İyi Belgesel Ödülü, jüri değerlendirmesiyle Bir Orkestranın İzinde filmine verildi. Ödülü, filmin kahramanlarından Ezel Gönül Acar’a jüri üyesi Fadik Sevin Atasoy takdim etti. Finalde yer alan yapımlar arasında Bir Orkestranın İzinde, Aşırı Kişisel Belgesel, Recife Tem Um Coração, The Rhythm of Balance, Balkancisco, Bakırköy Underground, Return of the Creeps ve Bartók Nyomában bulunuyordu. Festival Özel Ödülü ise Bakırköy Underground filmiyle Berkay Şatır’a verildi.

Festival programı söyleşiler ve özel gösterimlerle zenginleşti. Açılış, Nezih Ünen’in Anadolu’nun Kayıp Şarkıları belgeseliyle yapıldı. Neredesin Firuze’nin 20. yılına özel gerçekleştirilen, tüm biletleri tükenen gösterim büyük ilgi gördü; yönetmen Ezel Akay, film müziklerindeki alışılmadık yaklaşımı izleyicilerle paylaştı. Cem Karaca’nın Gözyaşları belgeseli de yoğun ilgiyle takip edildi; sanatçının oğlu Emrah Karaca gösterim sonrası duygularını samimiyetle aktardı.

Üçüncü gün, Fatih Akın’ın İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek belgeseli ile devam etti. Gösterim sonrası, filmde yer alan Baba Zula’nın kurucusu Murat Ertel, moderatör Murat Beşer ile yaptığı söyleşide müzikal yolculuğunun ilham kaynaklarına değindi.

Festivalin kapanışı, Damien Chazelle’in üç Oscar ödüllü filmi Whiplash ile yapıldı. Gösterim sonrası düzenlenen söyleşide, Burak Gürpınar, Gökhan Tunçişler ve Yağız İpek, Gizem Ertürk moderatörlüğünde disiplin, tutku ve sahnede sınırları zorlama üzerine ilham verici bir sohbet gerçekleştirdi. Davulun güçlü bir ifade biçimi olduğu vurgulanan bu buluşma, festivalin en akılda kalan anları arasında yer aldı.

Festival Direktörü Gökçe Kaan Demirkıran, Long Play’in çıkış fikrini müziği yalnızca dinlenen değil, düşünce ve paylaşım alanı olarak ele almak istedikleri sözleriyle anlattı. Sinemanın anlatı gücüyle müziğin birleştiğinde ortaya çıkan etkiden yola çıkan festival, müzisyenleri, yönetmenleri ve izleyicileri ortak bir zeminde buluşturarak sürdürülebilir bir alan yaratmayı hedefliyor.

Long Play Müzik Filmleri Festivali, müzik ve sinemanın kesişimindeki özgün atmosferiyle İstanbul’un kültür-sanat hayatına yeni bir soluk getirirken, önümüzdeki yıllarda bu buluşmayı büyüterek sürdürmeyi amaçlıyor.

Devamını Oku

Copyright © 2022 Refleksif.com