Bizimle İletişime Geçin

Sinema

Filenin Sultanları’nın şampiyonluğundan ilhamla Voleybol Filmleri

Filenin Sultanları’nın Avrupa Şampiyonası’ndaki başarısından aldığımız ilhamla sizler için voleybol filmlerini derledik.

VNL’de (Milletler Ligi) şampiyon olan Kadın Türk Milli Voleybol takımımız, bu sefer Avrupa Şampiyonası’nda da şampiyon oldu. Grup etabını namağlup, lider şekilde bitiren Filenin Sultanları finalleri de atlatarak, son karşılaşmada rakibi Sırbistan’ı 3-2 yendi. Takımımız; pasör Cansu Özbay, pasör çaprazı Melissa Vargas, orta oyuncular Eda Erdem ve Zehra Güneş, smaçörler Hande Baladın ve Ebrar Karakurt, libero ise Gizem Örge ilk altısıyla sahaya çıktı. Ayrıca Sırbistan’ın en önemli oyuncusu ve 8 sezondan fazladır Eczacıbaşı forması giyen Tijana Boskovic de oyundaydı ama bu kazanmalarına yetmedi. Seyircimiz maçta takımımızı ev sahibi gibi hissettirip desteklerini hiç esirgemedi ve Sultanlarımız ise Sırbistan karşısında galibiyetle kupayı ülkemize armağan etti. Gerçekten heyecanın dorukta olduğu, mükemmel bir maçtı ve iki takım için de çok zorlayıcıydı.

İlk set 25-27 , ikinci set 25-21 , üçüncü set 22-25 , dördüncü set 25-22 , beşinci set ise 15-13 bitti. Takımımız ülkemize mükemmel bir başarı getirirken, bireysel ödüllerde de MVP, Melissa Vargas seçildi. Takımımızı tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyoruz. Bizden sizlere bu başarıların bize verdiği ilhamla birkaç voleybol konulu film önerisi aşağıdadır. Bizi ve Filenin Sultanlarını takip etmeyi unutmayın. İyi seyirler.

THE MIRACLE SEASON

West Lisesi Voleybol Takımı’nın yıldız oyuncusu ve takım kaptanı Caroline “Line” Found’un trajik ölümünden sonra derinden sarsılan takım arkadaşları kendine gelmekte çok zorlanır. Takım koçu Kathy Bresnahan, Caroline’in onların çalışmalara devam etmelerini isteyeceğini belirterek takımı yeniden bir araya getirmeye çalışır. Takım oyuncuları, Caroline’in en büyük isteği olan eyalet şampiyonluğunu kazanmak için harekete geçer.

GIRLS WITH BALLS

Ormanda mahsur kalan kadın voleybol takımının üyeleri, hayatlarının en tehlikeli oyununu, onları avlamaya başlayan sapkın avcılara karşı oynayacaklardır. Oyuncu kadrosunda; Tiphaine Daviot, Manon Azem, Camille Razat gibi isimler yer almaktadır.

SIDE OUT

1990 yapımı filmde bir hukuk öğrencisi yaz için Kaliforniya’ya gelir ve profesyonel voleybol oynamaya başlar. Filmde hem komedi, hem de romantizim ve tabiki de voleybol bulacaksınız.

BIR ANIME DİZİSİ: HAIKYUU!

Haikyuu, Haruichi Furudate tarafından yazılan bir manga serisidir. Seri, küçük boyuna rağmen harika bir voleybolcu olmaya kararlı bir çocuk olan Shoyo Hinata’yı takip etmektedir. Production I.G tarafından uyarlanan anime, en sevilen spor animelerinden biri kesinlikle. Hem manga hem de 4 sezonluk anime serisi olumlu tepkilerle karşılaştı ve serinin birçok seveni var.

BONUS: CEP HERKÜLÜ NAIM SÜLEYMANOĞLU

İlk Dünya Rekoruna imza attığında 15 yaşında olan, spor kariyerine 7 Dünya Rekoru, üç farklı olimpiyatta kazandığı 3 Olimpiyat Altın Madalya, 6 Avrupa Şampiyonluğu ile 7 tane Dünya Şampiyonluğu ve daha nice başarılar sığdıran Naim Süleymanoğlu’nun hayatın anlatılıyor.

Voleybolla ilgili bir konusu olmayan ama takımımızla bağı olan bir film bu. Filenin Sultanları bu filmi sinemada takım halinde izlemişler. Filmin şarkısı ise tüm yaş grubundaki Filenin Sultanları’nın şampiyonluk şarkısı aslında. Takımlarımız bu şarkıda şampiyonluklarını kutlamayı ve önemli maçlardan önce bu şarkıyı dinleyip motive olmayı artık bir alışkanlık haline getirmiş durumda.

İlayda Dim / info@refleksif.com

Devamını Oku

Sinema

Belgesel sinemada yaşayan hafıza: Sevde Tunç’un “Women Storytellers” vizyonu Amerika’da

Sevde Tunç, bellek ve göç temaları etrafında şekillendirdiği çalışmalarını Amerika Birleşik Devletleri’nin prestijli akademik kurumlarında izleyiciyle buluşturdu.

Belgesel yönetmeni ve fotoğrafçı Sevde Tunç, bellek ve göç temaları etrafında şekillendirdiği çalışmalarını Amerika Birleşik Devletleri’nin prestijli akademik kurumlarında izleyiciyle buluşturdu. Columbia Üniversitesi ve New York Eyaleti’ndeki Alfred State College (SUNY) ev sahipliğinde gerçekleşen “Hafızayı Görmek” başlıklı etkinlik serisi, belgesel sinemanın toplumsal hafızayı koruma işlevini derinlikli bir tartışmaya açtı. Gösterimler ve ardından düzenlenen söyleşiler, hafızanın yalnızca sözlü anlatılar üzerinden değil; görüntü, ses ve gündelik yaşamın mikro pratikleri aracılığıyla nasıl yeniden inşa edilebildiğini interdisipliner bir perspektifle ele aldı.

Ekolojik Dayanışmanın Kaydı: Bir Başka Köy

Etkinlik kapsamında paylaşılan çalışmalardan ilki olan “Bir Başka Köy”, kırsal coğrafyada filizlenen ekolojik yaşam ve kolektif dayanışma pratiklerini merkeze alıyor. Gözlemci belgesel dilinin yetkin bir örneği olan film, kadınların öncülüğünde gelişen üretim ağlarının mekânla kurulan ilişkiyi ve toplumsal belleği nasıl dönüştürdüğünü inceliyor. Tunç’un kamerası, doğa ile insan arasındaki sürdürülebilir bağı sadece teknik bir veri olarak değil, yaşayan bir hafıza katmanı olarak kurguluyor. Film, ekolojik yaşamın bireysel bir tercihten öte, toplumsal bir direnç ve bellek inşası olduğunu görsel bir dille kanıtlıyor.

Mübadil Romanlar: Çok Kültürlü Bir Hafıza Fragmanı

Tunç’un bir diğer dikkat çeken üretimi olan “Mübadil Romanlar” multimedya projesi, Türkiye ve Yunanistan arasındaki nüfus mübadelesinin Roman toplumundaki izlerini sürüyor. Selanik’ten Anadolu’ya uzanan zorunlu göç deneyimini; fotoğraf, video ve ses kayıtlarını bir araya getiren hibrit bir anlatıyla sunan proje, kuşaklar arası aktarılan kolektif travmayı odağına alıyor. Proje, sadece tarihsel bir tanıklık sunmakla kalmıyor, aynı zamanda Roman toplumuna yönelik yerleşik önyargıları sarsan alternatif bir anlatı alanı inşa ediyor. Bu multimedya yaklaşımı, belgesel sanatının statik bir kayıt olmaktan çıkıp dinamik bir yüzleşme aracına dönüşebileceğini gösteriyor.

Women Storytellers ve Küresel Hikâye Anlatıcılığı

Sevde Tunç’un ABD’deki bu akademik turu, aynı zamanda temellerini attığı “Women Storytellers” adlı görsel hikâye anlatımı platformunun küresel vizyonunu temsil ediyor. Farklı coğrafyalardan kadınların, doğanın ve toplulukların hafızasını görünür kılmayı amaçlayan bu platform; belgesel film, fotoğraf ve sözlü tarihi modern bir arayüzde buluşturuyor. Tunç’un “bellek geçmişte kalan bir şey değil, bugünü şekillendiren yaşayan bir alandır” mottosuyla şekillenen üretim pratiği, platformun temel felsefesini oluşturuyor. Sanatçının Amerika’daki diğer üniversiteleri de kapsayacak olan gösterim takvimi, görsel antropoloji ve belgesel sinema alanındaki çalışmalarının uluslararası etkisini pekiştirmeye devam ediyor.

Devamını Oku

Sinema

26 – 29 Mart’ta sporun kalbi sinemada atacak: ISFF finalist seçkisi belli oldu

İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali, ikinci yılında izleyiciyle yeniden buluşmaya hazırlanıyor.

Geçtiğimiz yıl ilk kez düzenlenerek sporun rekabetçi doğasını sinemanın anlatım gücüyle buluşturan İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali (ISFF), ikinci yılında izleyiciyle yeniden buluşmaya hazırlanıyor. Belgesel sinemacı Gökçe Kaan Demirkıran’ın öncülüğünde hayata geçirilen festival, sporu sadece skor tabelalarından ibaret görmeyen; onu toplumsal dönüşümün, bireysel kimlik inşasının ve direncin bir aracı olarak ele alan derinlikli bir vizyon sunuyor. 26–29 Mart 2026 tarihleri arasında İstanbul’un farklı kültürel mekanlarında gerçekleşecek olan festivalin en çok merak edilen bölümü olan Kurmaca Kısa Film ve Belgesel Film yarışmalarının finalistleri ise resmen açıklandı. Seçki, sporun küresel bir dil olma özelliğini farklı coğrafyalardan gelen çarpıcı hikâyelerle pekiştiriyor.

Kurmaca Kısa Filmlerde Kimlik ve Direniş Temaları

Kurmaca kısa film kategorisindeki finalistler, sporun sadece fiziksel bir rekabet alanı değil, aynı zamanda politik ve kişisel bir varoluş mücadelesi olduğunu kanıtlayan yapımlardan oluşuyor. Kanada yapımı “A Good Day Will Come”, bir güreşçinin politik baskılar altındaki sessiz çığlığını merkeze alırken; ABD’den “Breaking the Tide” Hawaii’nin dalgaları arasında kardeşlik ve korkuyla yüzleşme hikâyesi sunuyor. Filipinler’den gelen “G!”, e-spor dünyasında kuşak çatışmasını işlerken; Hollanda yapımı “Inundation” ise savaş travmasını suyla kurulan yeni bir bağ üzerinden anlatıyor. İtalya’dan katılan “JAI” ve “The Champion’s Mural” yapımları ise dostluğun sınırlarını ve Maradona mirasının gençlerin hayatındaki dönüştürücü etkisini işliyor. İngiltere yapımı “The Fight” ile boks dünyasındaki kadın varlığına, ABD yapımı “Untouchable” ile eskrim sporundaki başarı hırsına odaklanan seçki, sporun çok katmanlı anlatılarını sinemaseverlerle buluşturuyor.

Belgesel Seçkisinde Sporun Dönüştürücü ve Birleştirici Gücü

Belgesel kategorisindeki finalistler, sporun toplumsal tabuları yıkma ve bireysel sınırları genişletme gücüne dair gerçek hayat hikâyelerini perdeye taşıyor. Türkiye’den Cem Güzel’in yönettiği “Abstract”, taraftarlık kültürüne yapay zekâ penceresinden bakarak aidiyet kavramını dijital bir düzleme taşırken; ABD yapımı “Best Day Ever”, adaptif dağ bisikleti sporcularının özgürleşme mücadelesini aktarıyor. Kırgızistan’da kadın futbolu üzerinden toplumsal değişimi işleyen “Kickoff” ve Fransa’da bir ultra maraton aracılığıyla hayatını yeniden kuran Dave Pen’in hikâyesini anlatan “Run Again”, sporun iyileştirici gücünü vurguluyor. Litvanya’dan erkek egemen drift dünyasının kraliçesi Sandra’nın mücadelesi, Brezilya’dan profesyonel sörfçü Tainá’nın Olimpiyat yolculuğu ve Uruguay’dan Down sendromlu jimnastikçi Daiana’nın ilham veren hayatı, belgesel seçkisinin evrensel kapsayıcılığını ortaya koyuyor. Özellikle İtalya ve Senegal ortak yapımı “The Madmen Coach”, zihinsel rahatsızlıkları olan bireylerin futbol aracılığıyla kurdukları umut köprüsünü anlatarak sporun sosyal rehabilitasyondaki rolüne dikkat çekiyor.

Skor Tabelasının Ötesinde İnsan Hikâyeleri

ISFF 2026, finalist filmleriyle izleyiciyi sporun sadece galibiyet ve mağlubiyetten ibaret olmadığını anlamaya davet ediyor. Seçkide yer alan yapımlar; hafıza, aidiyet, dayanıklılık ve toplumsal cinsiyet rolleri gibi temalar üzerinden sporun insan ruhuyla olan derin bağını sorguluyor. Farklı dillerin ve kültürlerin sporun ortak paydasında birleştiği bu dört günlük maraton, İstanbul’un sinema takvimine dinamik bir soluk kazandırırken, spora dair yerleşik algıları da estetik bir dille dönüştürmeyi hedefliyor. Çağdaş sinema dilinin en yetkin örneklerinin yer aldığı festival, 29 Mart’taki ödül töreniyle sona erecek.

Devamını Oku

Copyright © 2022 Refleksif.com