Bizimle İletişime Geçin

Sinema

MUBI Mayıs seçkisinin öne çıkan filmleri

MUBI, Mayıs ayı seçkisinde yer verdiği güncel Türk yapımlarıyla dikkat çekiyor.

MUBI, Mayıs ayı seçkisinde yer verdiği güncel Türk yapımlarıyla dikkat çekiyor. Seçkide, Murat Fıratoğlu’nun Venedik Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü ile döndükten sonra ulusal yarışmalarda da büyük başarı kazanan filmi Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri, öne çıkan yapımlar arasında.

Leos Carax’ın kendi sinemasına eleştirel bir bakış sunduğu deneysel anlatısı Ben Değilim, Ariane Labed’in kadın bedeni ve iradesine dair şiirsel distopyası September Says, ve Emre Erdoğdu’nun genç karakterlerin arayışlarını öfke dolu bir dille anlattığı Kar ve Beni Sevenler Listesi de MUBI’de izleyiciyle buluşuyor.

Seçkide ayrıca, 1977’deki sansür karşıtı yürüyüşe odaklanan belgesel Yollara Düştük ve Cem Demirer’in 2024 Cannes Film Festivali’nde prömiyer yapan kısa filmi Noksan da yer alıyor.

Bu özel seçki, çağdaş sinemamızın farklı seslerini bir araya getirerek izleyicilere zengin bir izleme deneyimi sunuyor.

BEN DEĞİLİM / IT’S NOT ME

(Leos Carax, 2024)

İlk kez 77. Cannes Film Festivali’nin Cannes Première bölümünde gösterilen BEN DEĞİLİM (IT’S NOT ME), Fransız sinemasının ayrıksı sesi Leos Carax’ın 40 yılı aşkın sinema kariyerine dair deneysel bir otoportre ortaya koyuyor. Yönetmenin kendi filmlerinden sahneleri, kişisel videoları ve klasik film kliplerini bir araya getirdiği BEN DEĞİLİM, Carax’ın geçmişiyle hesaplaştığı, sinema tarihine ve kişisel arşivine dair bir görsel kolaj niteliği taşıyor.

YOLLARA DÜŞTÜK

(Deniz Yeşil, 2014)

Sinema emekçilerinin 1977’de sansüre, baskıya ve güvencesizliğe karşı başlattığı tarihi yürüyüşe odaklanan YOLLARA DÜŞTÜK belgeseli, sanatın bir ifade biçimi olmanın ötesinde, aynı zamanda bir direniş aracı olduğunu hatırlatıyor. Sinemanın 60 yılı aşan suskunluğuna son veren bu kolektif eylemi mercek altına alan belgesel, dönemin politik atmosferiyle birlikte hak mücadelesinin kültürel izdüşümlerini de ele alıyor. Müziklerine Cahit Berkay’ın imza attığı YOLLARA DÜŞTÜK, geçmişten bugüne uzanan bu yürüyüşle özgür sinema talebini ve emek dayanışmasını yeniden gündeme taşıyor.

KAR

(Emre Erdoğdu, 2017)

Emre Erdoğdu’nun yönetmenliğini yaptığı ilk filmi KAR’da Hazar Ergüçlü, Halil Babür, Ozan Uygun, Doğaç Yıldız, Nazlı Bulum gibi isimler yer alıyor. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nden İzleyici Ödülü, 24. Uluslararası Adana Film Festivali’nden Umut Veren Genç Kadın ve Erkek Oyuncu ödüllerinin yanı sıra En İyi Kurgu ödülü gibi birçok ödül kazanan film, oyunculuklarının yanı sıra başarılı karakterleri ve diyaloglarıyla dikkat çekiyor. Yirmi yaşında olmasına rağmen hâlâ liseye giden Müzeyyen ve arkadaşlarının kurdukları dışa kapalı dünyanın, beklenmedik bir anda çıkagelen üvey kardeşi Ali’nin aralarına katılmasıyla nasıl değiştiğini anlatan KAR, samimi, karanlık ve çarpıcı bir gençlik hikayesi sunuyor.

BENİ SEVENLER LİSTESİ

(Emre Erdoğdu, 2021)

Emre Erdoğdu’nun siyah beyaz sinematografisiyle dikkat çeken filmi, oyuncular, yazarlar ve yönetmenlerle dolu bir çevrede tutunmaya çalışan bir uyuşturucu satıcısının gözünden, çağımızın kırılgan bağlarına, sahte dostluklarına, hemen dağılıveren dayanışma ağlarına dair güçlü bir hikaye anlatıyor . Yönetmenin KAR’da dikkat çeken özgün üslubunu devam ettiren, sahici diyaloglara büyük sözlere gerek kalmadan ilerleyen filmde Halil Babür başroldeki performansıyla dikkat çekerken, Hayal Köseoğlu, Ahmet Rıfat Şungar, Nazlı Bulum ve Sermet Yeşil gibi isimler ona eşlik ediyor. BENİ SEVENLER LİSTESİ, 40. İstanbul Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini kazanmıştı.

NOKSAN

(Cem Demirer, 2024)

Cem Demirer’in kısa filmi NOKSAN, dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nin Eleştirmenler Haftası bölümünde gerçekleştirdiği ve 2024’te Cannes’a Türkiye’den seçilen tek yapım oldu. Çıkış filmi MENDİREK’le tanıdığımız Demirer’in sinematografik dili ve atmosfer yaratmadaki başarısıyla Saraybosna Film Festivali’nde En İyi Kısa Film ödülünü kazanan yapım, terk edilmiş gibi görünen bir lunaparka çalışan 30 yaşındaki Mert’in, kendisine zarar vermeye çalıştığını sezdiği gizli bir kimliğin gölgesinde içsel bir çatışmayla verdiği mücadeleyi anlatıyor.

PAROLA / THE CODE

(Eugene Kotlyarenko, 2024)

Dijital çağın ilişkiler üzerindeki etkisini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seren Eugene Kotlyarenko imzalı PAROLA (THE CODE), pandemi döneminde ilişkilerini yeniden canlandırmak için uzak bir eve çekilen Jay ve Celine’in hikayesini anlatıyor. Celine ilişkilerini belgelemek amacıyla bir belgesel çekerken, Jay gizlice yerleştirdiği kameralarla Celine’i gözetlemeye başlar. Bu süreçte, çiftin ilişkisi performans, gözetim ve dijital kimlikler arasında çözülmeye başlar. Kotlyarenko, PAROLA’da çok sayıda farklı kamera türü kullanarak internet çağında mahremiyetin ve samimiyetin nasıl şekillendiğini sorgulayan deneysel bir anlatı sunuyor.

YAŞAMAYA BAK / C’MON C’MON

(Mike Mills, 2021)

Siyah beyaz estetiği ve başrollerde yer alan Joaquin Phoenix, Gaby Hoffmann ile Woody Norman’ın performanslarıyla övgü toplayan YAŞAMAYA BAK (C’MON C’MON), varoluş sancıları ve dünyanın acılarıyla birlikte umudu da içine sığdıran duygu yüklü bir film. Radyocu Johnny’nin, bir trajedinin ardından yeğeni Jesse’nin bakımını geçici olarak üstlenmesiyle başlayan YAŞAMAYA BAK, Los Angeles’tan New York’a uzanan ve beklenmedik ama dönüştürücü bir bağ kuran Johnny ve Jesse’yi takip ediyor.

BALİNA / THE WHALE

(Darren Aronofsky, 2022)

Brendan Fraser’ın muhteşem bir geri dönüşe imza attığı ve performansıyla En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını kazandığı BALİNA (THE WHALE), aşırı kiloları yüzünden evinden çıkmadığı gibi hem sağlığı bozulan hem de ruhsal sorunlar yaşayan yalnız bir İngilizce öğretmeninin yaşamını takip ediyor. Yönetmen Darren Aronofsky’nin “mizah ve umut dolu” olarak nitelediği film, dünya prömiyerini gerçekleştirdiği Venedik’te dakikalarca ayakta alkışlandı.

Sinema

Belgesel sinemada yaşayan hafıza: Sevde Tunç’un “Women Storytellers” vizyonu Amerika’da

Sevde Tunç, bellek ve göç temaları etrafında şekillendirdiği çalışmalarını Amerika Birleşik Devletleri’nin prestijli akademik kurumlarında izleyiciyle buluşturdu.

Belgesel yönetmeni ve fotoğrafçı Sevde Tunç, bellek ve göç temaları etrafında şekillendirdiği çalışmalarını Amerika Birleşik Devletleri’nin prestijli akademik kurumlarında izleyiciyle buluşturdu. Columbia Üniversitesi ve New York Eyaleti’ndeki Alfred State College (SUNY) ev sahipliğinde gerçekleşen “Hafızayı Görmek” başlıklı etkinlik serisi, belgesel sinemanın toplumsal hafızayı koruma işlevini derinlikli bir tartışmaya açtı. Gösterimler ve ardından düzenlenen söyleşiler, hafızanın yalnızca sözlü anlatılar üzerinden değil; görüntü, ses ve gündelik yaşamın mikro pratikleri aracılığıyla nasıl yeniden inşa edilebildiğini interdisipliner bir perspektifle ele aldı.

Ekolojik Dayanışmanın Kaydı: Bir Başka Köy

Etkinlik kapsamında paylaşılan çalışmalardan ilki olan “Bir Başka Köy”, kırsal coğrafyada filizlenen ekolojik yaşam ve kolektif dayanışma pratiklerini merkeze alıyor. Gözlemci belgesel dilinin yetkin bir örneği olan film, kadınların öncülüğünde gelişen üretim ağlarının mekânla kurulan ilişkiyi ve toplumsal belleği nasıl dönüştürdüğünü inceliyor. Tunç’un kamerası, doğa ile insan arasındaki sürdürülebilir bağı sadece teknik bir veri olarak değil, yaşayan bir hafıza katmanı olarak kurguluyor. Film, ekolojik yaşamın bireysel bir tercihten öte, toplumsal bir direnç ve bellek inşası olduğunu görsel bir dille kanıtlıyor.

Mübadil Romanlar: Çok Kültürlü Bir Hafıza Fragmanı

Tunç’un bir diğer dikkat çeken üretimi olan “Mübadil Romanlar” multimedya projesi, Türkiye ve Yunanistan arasındaki nüfus mübadelesinin Roman toplumundaki izlerini sürüyor. Selanik’ten Anadolu’ya uzanan zorunlu göç deneyimini; fotoğraf, video ve ses kayıtlarını bir araya getiren hibrit bir anlatıyla sunan proje, kuşaklar arası aktarılan kolektif travmayı odağına alıyor. Proje, sadece tarihsel bir tanıklık sunmakla kalmıyor, aynı zamanda Roman toplumuna yönelik yerleşik önyargıları sarsan alternatif bir anlatı alanı inşa ediyor. Bu multimedya yaklaşımı, belgesel sanatının statik bir kayıt olmaktan çıkıp dinamik bir yüzleşme aracına dönüşebileceğini gösteriyor.

Women Storytellers ve Küresel Hikâye Anlatıcılığı

Sevde Tunç’un ABD’deki bu akademik turu, aynı zamanda temellerini attığı “Women Storytellers” adlı görsel hikâye anlatımı platformunun küresel vizyonunu temsil ediyor. Farklı coğrafyalardan kadınların, doğanın ve toplulukların hafızasını görünür kılmayı amaçlayan bu platform; belgesel film, fotoğraf ve sözlü tarihi modern bir arayüzde buluşturuyor. Tunç’un “bellek geçmişte kalan bir şey değil, bugünü şekillendiren yaşayan bir alandır” mottosuyla şekillenen üretim pratiği, platformun temel felsefesini oluşturuyor. Sanatçının Amerika’daki diğer üniversiteleri de kapsayacak olan gösterim takvimi, görsel antropoloji ve belgesel sinema alanındaki çalışmalarının uluslararası etkisini pekiştirmeye devam ediyor.

Devamını Oku

Sinema

26 – 29 Mart’ta sporun kalbi sinemada atacak: ISFF finalist seçkisi belli oldu

İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali, ikinci yılında izleyiciyle yeniden buluşmaya hazırlanıyor.

Geçtiğimiz yıl ilk kez düzenlenerek sporun rekabetçi doğasını sinemanın anlatım gücüyle buluşturan İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali (ISFF), ikinci yılında izleyiciyle yeniden buluşmaya hazırlanıyor. Belgesel sinemacı Gökçe Kaan Demirkıran’ın öncülüğünde hayata geçirilen festival, sporu sadece skor tabelalarından ibaret görmeyen; onu toplumsal dönüşümün, bireysel kimlik inşasının ve direncin bir aracı olarak ele alan derinlikli bir vizyon sunuyor. 26–29 Mart 2026 tarihleri arasında İstanbul’un farklı kültürel mekanlarında gerçekleşecek olan festivalin en çok merak edilen bölümü olan Kurmaca Kısa Film ve Belgesel Film yarışmalarının finalistleri ise resmen açıklandı. Seçki, sporun küresel bir dil olma özelliğini farklı coğrafyalardan gelen çarpıcı hikâyelerle pekiştiriyor.

Kurmaca Kısa Filmlerde Kimlik ve Direniş Temaları

Kurmaca kısa film kategorisindeki finalistler, sporun sadece fiziksel bir rekabet alanı değil, aynı zamanda politik ve kişisel bir varoluş mücadelesi olduğunu kanıtlayan yapımlardan oluşuyor. Kanada yapımı “A Good Day Will Come”, bir güreşçinin politik baskılar altındaki sessiz çığlığını merkeze alırken; ABD’den “Breaking the Tide” Hawaii’nin dalgaları arasında kardeşlik ve korkuyla yüzleşme hikâyesi sunuyor. Filipinler’den gelen “G!”, e-spor dünyasında kuşak çatışmasını işlerken; Hollanda yapımı “Inundation” ise savaş travmasını suyla kurulan yeni bir bağ üzerinden anlatıyor. İtalya’dan katılan “JAI” ve “The Champion’s Mural” yapımları ise dostluğun sınırlarını ve Maradona mirasının gençlerin hayatındaki dönüştürücü etkisini işliyor. İngiltere yapımı “The Fight” ile boks dünyasındaki kadın varlığına, ABD yapımı “Untouchable” ile eskrim sporundaki başarı hırsına odaklanan seçki, sporun çok katmanlı anlatılarını sinemaseverlerle buluşturuyor.

Belgesel Seçkisinde Sporun Dönüştürücü ve Birleştirici Gücü

Belgesel kategorisindeki finalistler, sporun toplumsal tabuları yıkma ve bireysel sınırları genişletme gücüne dair gerçek hayat hikâyelerini perdeye taşıyor. Türkiye’den Cem Güzel’in yönettiği “Abstract”, taraftarlık kültürüne yapay zekâ penceresinden bakarak aidiyet kavramını dijital bir düzleme taşırken; ABD yapımı “Best Day Ever”, adaptif dağ bisikleti sporcularının özgürleşme mücadelesini aktarıyor. Kırgızistan’da kadın futbolu üzerinden toplumsal değişimi işleyen “Kickoff” ve Fransa’da bir ultra maraton aracılığıyla hayatını yeniden kuran Dave Pen’in hikâyesini anlatan “Run Again”, sporun iyileştirici gücünü vurguluyor. Litvanya’dan erkek egemen drift dünyasının kraliçesi Sandra’nın mücadelesi, Brezilya’dan profesyonel sörfçü Tainá’nın Olimpiyat yolculuğu ve Uruguay’dan Down sendromlu jimnastikçi Daiana’nın ilham veren hayatı, belgesel seçkisinin evrensel kapsayıcılığını ortaya koyuyor. Özellikle İtalya ve Senegal ortak yapımı “The Madmen Coach”, zihinsel rahatsızlıkları olan bireylerin futbol aracılığıyla kurdukları umut köprüsünü anlatarak sporun sosyal rehabilitasyondaki rolüne dikkat çekiyor.

Skor Tabelasının Ötesinde İnsan Hikâyeleri

ISFF 2026, finalist filmleriyle izleyiciyi sporun sadece galibiyet ve mağlubiyetten ibaret olmadığını anlamaya davet ediyor. Seçkide yer alan yapımlar; hafıza, aidiyet, dayanıklılık ve toplumsal cinsiyet rolleri gibi temalar üzerinden sporun insan ruhuyla olan derin bağını sorguluyor. Farklı dillerin ve kültürlerin sporun ortak paydasında birleştiği bu dört günlük maraton, İstanbul’un sinema takvimine dinamik bir soluk kazandırırken, spora dair yerleşik algıları da estetik bir dille dönüştürmeyi hedefliyor. Çağdaş sinema dilinin en yetkin örneklerinin yer aldığı festival, 29 Mart’taki ödül töreniyle sona erecek.

Devamını Oku

Copyright © 2022 Refleksif.com