Sinema
Hollywood’a bir mektup: Babylon #inceleme
Çok büyük umutlarla beklenen ama hak ettiği puanı alamayan çünkü beklentileri karşılamadığı düşünülen film, Babylon.
Şimdiye kadar olabilecek her türlü farklı karakteri oynamış, her rolünde daha çok şaşırtmış ve üstesinden en iyi şekilde gelmiş, Margot Robbie.
Yaş almasına rağmen karizmasından ve ondan bile ışıltılı olan yeteneğinden hiçbir zaman ödün vermeyen, Brad Pitt.
Bu filmin ve mükemmel iki müzikal filmin de sahibi, Damien Chazelle.
İsmini burada duymuş olmama rağmen oyunculuğuna ve verdiği duyguya hayran kaldığım, Diego Calva.
Çıktığı zamanın çok konuşulmuş, öncesinde çok büyük umutlarla beklenen ama hak ettiği puanı alamayan çünkü beklentileri karşılamadığı düşünülen film, Babylon.
-Dünya’nın herhangi bir yerine gidecek olsan nereye gitmek isterdin?
-Bir film setine gitmek isterdim.
Kurak topraklarda başlıyor filmimiz. Hollywood’ın kırılma noktası, altın çağı. Sinemaların sessizlikten kurtulduğu, sesini duyurmaya başladığı dönemler. 1920’li yıllar. İlk sesli sinemaların çıkışı.
Filmlerinin sesinin çıkmaya başlamasıyla, insanların sesinin kısıldığı bir dönem düşünün. Hollywood’un önüne gelen çoğu kişiyi ezdiği, bitirdiği bir dönem. Dış görünüş her şey ve isteyen istediğini hiçbir şey yapmamış olmasına rağmen kovabilir. İnsanlarla onların hayatını mahvedene kadar uğraşabilirler.
O zamandaki filmlerin aksine ilk sahnede her şey rengarenk, tam bir festival havası var. Uyuşturucu, alkol, kadınlar… Her şeyin normalleştirildiği, hiçbir şeyin yasak ya da ayıp olmadığı, ahlaki hiçbir değerin ya da insani hiçbir duygunun kalmadığı bir dönemden bahsediyoruz. Sanki illegal kelimesi daha bulunmamış gibi bir şenlik havası var bölgede. Sonrasında işler değişse de filmin ilk yarısında bunu görüyoruz.
Film hakkında ‘görsel şölen’ yorumları yapılmış. Bunun nedenlerinden biri kesinlikle çok fazla kişinin hikayesinin anlatılması. Çok fazla ırktan, çok fazla kişinin hikayesine değinilmeye çalışılmış. Bu bazılarına filmin parça parça olduğunu hissettirse de diğer kısma tam bir ‘görsel şölen’ hissi uyandırmış. Bir diğer neden ise her sahnede seyirciye hikayenin içindeymiş hissi uyandırması. Bir sürü farklı hissiyatta sahne var ve siz 3 saat içinde hem bir savaş setinde, hem bir partide hem de ünlü bir yıldızın evindesiniz. Hatta gecenin bir vakti ıssız bir yerde yılanla bile dövüşebilirsiniz. Bundan daha ‘büyük görsel’ şölen olabilir mi? Bu arada o partide gerçekten sadece bir fil eksikti ve mükemmel tamamlandı.
Olduğu şeyden daha iyi, daha büyük bir yerde olmak isteyen bir sürü insan. Tüm o insanların ortak yönü bu aslında. Önemli biri olmak, önemli bir şeyin parçası olmak. Işıklar ve alkışlar. Bir film çekmek, onu yazmak ve oynamak hatta onu izlemek bize şu an çok günlük, normal hayattan bir şey gibi geliyor. Ama o dönemde, orada bunu başarmak, o insanlardan biri olmak, o insanların arasında bulunmak fevkalade bir şey. Manny’nin film olayından ne kadar etkilendiğini anlattığı o sahne mesela. “Neresi olursa! Vahşi Batı’da olabilirsin. Herhangi bir yerde olabilirsin! Uzayda olabilirsin. Gangster olabilirsin. İnsanlar filmlerde dans ederler, ölürler. Gerçekte ölmezler. Müthiş! Hayattan çok daha önemli bir şey. Onu hissedebilirsin.”
Film üç parçadan oluşuyor. İlk parçada o büyük yere ulaşmak için her şeyini verebilecek insanları izliyoruz. İkinci parçada bu insanların isteklerine ulaştıklarını ve gerçekten iyi iş çıkardıklarını görüyoruz. Üçüncü parçada ise o insanların demode olmaya başladığını, devrin değiştiğini ve onların yetersiz kaldığını izliyoruz. Bir dönemlik şöhret, renkli ve uyuşturuculu ama hepsine rağmen mutsuz bir hayat için masum hayalleri, güzel yaşamları mahvetiyolar. Bunu herkes kendine yapıyor. Yıkıcı bir dönem. Tamamen bir yıkım. Kendini öldürenleri, başkası tarafından öldürülenleri ve bu işi kendi isteğiyle yani dibe çakılmadan önce bırakanların ise hayatlarına güzelce devam edebildiğini görüyoruz.
Derin şeyler anlatan fakat anlattığı şeyleri bazıları için düzgün bağlayamamış bir film bu. Çok fazla şeye değinirken odağınızı kaybetmenize neden olabilir. Tabi uzunluğundan dolayı ve ya fiyatlarda dolayı da Türkiye gişesinde alması gerken değeri alamamış olabilir. Dikkatli ve severek izlerseniz bunun olacağını sanmam. Değinilen her bir olayın, şarkıların, çekimlerin ve anlatılmak istenen dönemin çok kaliteli olduğunu ama odağını kaybeden, konuya giremeyen bir kesimin izleyemediğini ve bu yüzden bu kesimin beklentilerini karşılayamadığını düşünüyorum. Bana kalırsa, çok fazla hayat hikayesi demek, çok daha derin bir yapım demek. Beklediğini alamayanları anlamakla birlikte, benim beklemediğim birçok şeyi vermesiyle ben özel bir film olduğunu düşünenlerin tarafındayım. Hani herkes nefesini tutup ‘KESTİK’ kelimesi gelene kadar sahneye bakıyor ya, öyle bir film.
Son olarak bu filmin, Justin Hurwitz tarafından bestelenen Ain’t Life Grand şarkısıyla tamamen uyuştuğunu düşünüyorum. Babylon, benim için bu şarkıdır. İyi seyirler.
İlayda Dim / info@refleksif.com
Sinema
Meriç Sümen belgeseli “Prima Ballerina Meriç” Altın Portakal’da dünya prömiyerini yapacak
Deniz Gürgen Atalay’ın yönettiği film, Meriç Sümen’in yıllar sonra “Kuğu Gölü”nde Kraliçe rolüyle AKM sahnesine dönüşünü anlatıyor. Ekip katılımlı gala 28 Ekim Çarşamba günü.
Türk bale tarihinin simge isimlerinden Devlet Sanatçısı Baş Balerin Meriç Sümen’in yıllar sonra sahneye dönüşünü konu alan “Prima Ballerina Meriç” belgeseli, 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapacak. Film, festivalin Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda yarışacak.
Akademisyen, belgesel sinemacı ve yazar Deniz Gürgen Atalay’ın yönettiği Prima Ballerina Meriç belgeseli, Sümen’in “Kuğu Gölü” balesinde Kraliçe rolüyle Atatürk Kültür Merkezi (AKM) sahnesine dönüşünü merkezine alıyor. Atalay, sanatçının sahneye hazırlık sürecinden yola çıkarak sanatçı olmanın görünmeyen bedellerini, bedensel sınırlarla mücadeleyi ve yaşam boyu süren kusursuzluk arayışını ele alıyor. Film, yaş alan bir bedenin fiziksel sınırlarına rağmen sanatına bağlılığını, disiplinini ve mükemmeliyetçiliğini görünür kılmayı hedefliyor.
Bolşoy’dan bugüne bir dönemin belleği
Ankara Devlet Konservatuvarı’ndan Royal Ballet ve Bolşoy sahnelerine uzanan bir kariyere sahip olan Sümen, Bolşoy Balesi’nde Giselle’in başrolünü üstlenen ilk yabancı prima balerin olarak anılıyor. Belgesel bu nedenle yalnızca bir sanatçı portresi çizmiyor. Sümen’in kişisel yolculuğunu, Türkiye’de balenin gelişimi ve kuşaklar arası aktarımın tarihiyle yan yana getiriyor. Kadın emeği, yaş alma, sanatçı kimliği ve sahneye duyulan tutku da filmin ele aldığı başlıklar arasında.
Prima Ballerina Meriç gösterim programı
“Prima Ballerina Meriç”in ekip katılımlı galası 28 Ekim Çarşamba akşamı saat 19.00’da AKM Perge Salonu’nda yapılacak. Belgesel ayrıca 26 Ekim Pazartesi ve 29 Ekim Perşembe günleri saat 19.00’da Migros AVM Paribu Cineverse 4’te izlenebilecek.
87 dakikalık film, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Bahçeşehir Üniversitesi’nin destekleriyle hayata geçirildi.
Sinema
Özcan Alper’in Kazım Koyuncu filmi “Kazım: Yarım Kalan”dan ilk tanıtım yayınlandı
Kazım Koyuncu’nun yaşamından esinlenen filmin ilk tanıtımında Cem Yiğit Üzümoğlu, elinde gitarla “Gelavera Deresi”nin giriş melodisini çalıyor. Film 1 Ocak’ta sinemalarda.
Ödüllü yönetmen Özcan Alper’in yönettiği “Kazım: Yarım Kalan”ın ilk tanıtımı yayınlandı. Kazım Koyuncu’nun yaşamından esinlenen filmde sanatçıyı Cem Yiğit Üzümoğlu canlandırıyor. Kazım: Yarım Kalan filmi, yeni yılın ilk günü olan 1 Ocak’ta vizyona girecek.
Tanıtımda yarı karanlık bir oda ve bir gitar
Yayınlanan görüntülerde Üzümoğlu’nun canlandırdığı Kazım, yarı karanlık bir odada, açık pencerenin önünde, elinde gitarıyla Kazım Koyuncu’nun “Gelavera Deresi” şarkısının giriş melodisini çalıyor. Akustik gitarın eşlik ettiği bu sahneler, kendi sesini bulma arayışından vazgeçmeyen bir müzisyenin dünyasına kısa bir bakış sunuyor.
Üzümoğlu’nun role hazırlanırken 19 kilo verdiği belirtiliyor.
Çernobil’den Gülbeyaz’a uzanan yaşam
Film, Kazım Koyuncu’nun hayatının farklı dönemlerinden besleniyor: Çernobil felaketinin gölgesinde geçen çocukluk yılları, 90’ların politik gençlik hareketleri, ilk Lazca rock grubu Zuğaşi Berepe’nin kuruluşu ve Gülbeyaz dizisiyle geniş kitlelere ulaşması. Hikâye, Koyuncu’nun erken yaşta aramızdan ayrılmasına kadar uzanıyor.
Yapım ekibi filmi, Karadeniz’in tulum ve kemençe ezgilerini rock müziğin asi ruhuyla buluşturan bir sanatçının müziğini ve mücadelesini bugüne taşıyan, tutku, dostluk ve umut dolu bir sinema deneyimi olarak tanıtıyor. Filmin sekiz hafta süren çekimlerinin tamamlandığı Ekim ayında duyurulmuştu.
Kazım: Yarım Kalan oyuncu kadrosunda kimler var?
Cem Yiğit Üzümoğlu’na filmde Ayça Bingöl, Fikret Kuşkan, Taner Birsel, Şifanur Gül, Serra Arıtürk, Aslıhan Kapanşahin, Ozan Çelik, İlker Sami Kılıç, Onur Durmaz, Baran Bölükbaşı, Celal Öztürk, Ozan Taylan Elver ve Erdem Akın eşlik ediyor. Şevval Sam da konuk oyuncular arasında yer alıyor.
