Bizimle İletişime Geçin

Sinema

MUBI Mart seçkisinin öne çıkan filmleri

Mart ayında MUBI’de sinemaseverlerin beğenisine sunulacak filmler belli oldu.


Levan Akın’ın Gürcistan’da başlayıp İstanbul sokaklarını hikayenin içine davet eden yeni filmi GEÇİŞ (CROSSING), David Cronenberg imzalı unutulmaz iki edebiyat uyarlaması CARPIŞMA (CRASH) ve MÜTHİŞ YEMEK (NAKED LUNCH), usta yönetmen Wim Wenders’in Alman sanatçı Anselm Kiefer’in eşsiz dünyasını keşfe çıkan belgeseli ANSELM ve Müjde Ar’ın hayat verdiği karakterlerle sinemamızdaki kadın temsillerini derinden etkilediği üç filmlik özel bir seçki mart ayında MUBI’de sinemaseverlerin beğenisine sunuluyor.

ANSELM

(Wim Wenders, 2023)

Prömiyerini Cannes Film Festivali’nin Özel Gösterimler kapsamında yapan ANSELM, çağımızın en yenilikçi ve önemli ressam ve heykeltıraşlarından Anselm Kiefer’in hayat hikayesini, ilham kaynaklarını ve yaratım sürecini ekrana taşıyor. Wim Wenders imzalı belgesel, Kiefer’in edebiyat, şiir, felsefe, bilim, mitoloji ve dinden esinlenerek insan varoluşunu ve tarihin döngüsel doğasını araştıran çalışmalarını yönetmenin karakteristik görsel anlatımıyla birleşerek sinematik bir deneyim sunuyor.

AĞLAMAK SERBEST GÜLMEK YASAK

(Oğuzhan Akalın, 2024)

Oğuzhan Akalın’ın dünya prömiyerini 2024 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yapan filmi AĞLAMAK SERBEST GÜLMEK YASAK, 8 yaşındaki ana karakterinin gözünden bir cenaze evinde insanların girdiği türlü halleri ince bir mizahla gözlemliyor. Küçük Nejat ilk defa yas tutulan bir ortama girdiğinden asıl davranacağını bilemiyor, etrafındaki yetişkinler ise onu kalıplara sokmaya çalışıp onun her hareketini yargılamaya başlıyor. 42 dakikalık bu mizahi öyküde çocuk ruhuyla yetişkin hayatının kalıpları absürd bir savaşa girişiyor.

SEYİRLİK BİR GARİPLİK: VAN GÖLÜ CANAVARI

(Behçet Güleryüz, 2022)

Bugünün insanlık durumuna eleştirel ve ironik bir gözle bakan SEYİRLİK BİR GARİPLİK: VAN GÖLÜ CANAVARI belgeseli, Urartu mitolojisinden Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’ne kadar uzanan Van Gölü Canavarı efsanesinin tarihsel ve kültürel boyutlarını ele alıyor. Canavarın bilinmeyen geçmişini günümüzle ilişkilendiren belgesel, insanların birbirlerini başkalaştırıp, canavarlaşması yerine her türlü farklılığa rağmen bir arada olunması gerektiğini savunuyor.

AAAHH BELİNDA

(Atıf Yılmaz, 1986)

Dönemin sinema anlayışına meydan okuyan fantastik ögeleri ve Müjde Ar’ın güçlü performansıyla sinemamızın en özgün yapımlarından biri olan Atıf Yılmaz imzalı AAAHH BELİNDA, toplumsal roller ve kimlik üzerine sıradışı bir hikaye anlatıyor. Güçlü mizah unsurları da taşıyan film, toplumun dayattığı kadın rollerine keskin bir eleştiri sunuyor. AAAHH BELİNDA, bir reklam çekimi sırasında gizemli bir şekilde kendi hayatından koparılarak oynadığı karakterin dünyasına hapsolan modern ve özgür ruhlu tiyatro oyuncusu Serap’ın (Müjde Ar),gerçekliğini kanıtlama çabasını anlatırken kimlik ve gerçeklik algısını sorguluyor.

ÇARPIŞMA / CRASH

(David Cronenberg, 1996)

David Cronenberg’in J.G. Ballard’ın romanından uyarladığı ÇARPIŞMA (CRASH) arzu, tehlike ve teknoloji arasındaki rahatsız edici sınırları zorlayan cesur bir yapım. 1996 Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü kazanan, Britanya Film Enstitüsü’nün90’ların En İyi 90 Filmi seçkisinde birinci sırada yer alan ÇARPIŞMA, Cronenberg’in en provokatif ve tartışmalı filmlerinden biri olarak sinema tarihindeki yerini koruyor. Holly Hunter, James Spader, Rosanna Arquette gibi isimlerin rol aldığı film izleyiciyi, metal çarpışmalarını cinsel açıdan tahrik edici ve sarsıcı bir yaşam gücü olarak gören bir yeraltı dünyasına götürüyor.

MÜTHİŞ YEMEK / NAKED LUNCH
(David Cronenberg, 1991)

David Cronenberg’in William S. Burroughs’un kült romanından uyarladığı MÜTHİŞ YEMEK (NAKED LUNCH), gerçeklik, bilinçaltı ve bağımlılık kavramlarını ustalıkla iç içe geçiren, hipnotik bir deneyim. Halüsinasyonlarla bezeli bu karanlık yolculuk, Peter Weller, Judy Davis ve Ian Holm’un etkileyici performanslarıyla şekilleniyor. Cronenberg’in en sürreal ve sınırları zorlayan filmlerinden biri olarak kabul edilen MÜTHİŞ YEMEK, böcek yazı makineleri, konuşan organizmalar ve paranoya dolu bir dünya ile izleyiciyi akıl almaz bir rüyanın içine çekiyor.

ZAFERE HÜCUM / RUSH

(Ron Howard, 2013)

Çifte Oscarlı yönetmen Ron Howard’ın yönetmen koltuğunda oturduğu ZAFERE HÜCUM (RUSH), Formula 1’in efsanevi pilotlarından Niki Lauda ve James Hunt’ın 1976 sezonundaki amansız rekabetini anlatıyor. Gerçek olaylardan esinlenen film, Lauda’nın neredeyse hayatına mal olan kazasıyla başlıyor. Chris Hemsworth ve Daniel Brühl’ün başrollerini paylaştığı ZAFERE HÜCUM, her iki pilotun da sınır tanımayan hırslarını, karşılıklı saygılarını ve profesyonelliklerini ortaya koyarken, sporun zorlu ve tehlikeli yönlerini de gözler önüne seriyor.

AGNÈS, VARDA’YI ANLATIYOR / VARDA PAR AGNÈS

(Agnès Varda, 2019)

Yarım asırdan fazla bir süre bize filmler hediye eden Agnès Varda, 2019 yapımı otobiyografik belgeseli AGNÈS, VARDA’YI ANLATIYOR’da kendi sanatsal çalışmalarına, fikirlerine ve deneyimlerine kişisel bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Dünya prömiyerini Berlinale’de yapan ve festivallerde büyük övgü alan belgesel, Varda’nın kamerayla dünyaya bakmayı nasıl öğrendiğini, dijitalle birlikte gelen değişimi, son yıllarda sinema perdesini genişleterek artık salonlardan dışarı, galerilere taşan sanatla kurduğu yeni ilişkiyi anlatıyor.

GÖÇ MEVSİMİ / PÁJAROS DE VERANO

(Ciro Guerra, Cristina Gallego, 2018)

Ciro Guerra ve Cristina Gallego’nun yönetmenliğini üstlendiği GÖÇMEVSİMİ (PÁJAROS DE VERANO), Kolombiya’nın yerleşik halklarından Wayuu kabilesinin uyuşturucu ticaretiyle değişen kaderini epik bir dille anlatırken, geleneksel değerler ve hızla büyüyen uyuşturucu ekonomisi arasındaki çatışmayı bir ailenin gözünden ele alıyor. Görsel zenginliği ve kültürel katmanlarıyla dikkat çeken GÖÇ MEVSİMİ, suç dünyasının kimlik ve gelenekler üzerinde yarattığı yıkıcı etkileri ustalıkla

Devamını Oku

Sinema

Belgesel sinemada yaşayan hafıza: Sevde Tunç’un “Women Storytellers” vizyonu Amerika’da

Sevde Tunç, bellek ve göç temaları etrafında şekillendirdiği çalışmalarını Amerika Birleşik Devletleri’nin prestijli akademik kurumlarında izleyiciyle buluşturdu.

Belgesel yönetmeni ve fotoğrafçı Sevde Tunç, bellek ve göç temaları etrafında şekillendirdiği çalışmalarını Amerika Birleşik Devletleri’nin prestijli akademik kurumlarında izleyiciyle buluşturdu. Columbia Üniversitesi ve New York Eyaleti’ndeki Alfred State College (SUNY) ev sahipliğinde gerçekleşen “Hafızayı Görmek” başlıklı etkinlik serisi, belgesel sinemanın toplumsal hafızayı koruma işlevini derinlikli bir tartışmaya açtı. Gösterimler ve ardından düzenlenen söyleşiler, hafızanın yalnızca sözlü anlatılar üzerinden değil; görüntü, ses ve gündelik yaşamın mikro pratikleri aracılığıyla nasıl yeniden inşa edilebildiğini interdisipliner bir perspektifle ele aldı.

Ekolojik Dayanışmanın Kaydı: Bir Başka Köy

Etkinlik kapsamında paylaşılan çalışmalardan ilki olan “Bir Başka Köy”, kırsal coğrafyada filizlenen ekolojik yaşam ve kolektif dayanışma pratiklerini merkeze alıyor. Gözlemci belgesel dilinin yetkin bir örneği olan film, kadınların öncülüğünde gelişen üretim ağlarının mekânla kurulan ilişkiyi ve toplumsal belleği nasıl dönüştürdüğünü inceliyor. Tunç’un kamerası, doğa ile insan arasındaki sürdürülebilir bağı sadece teknik bir veri olarak değil, yaşayan bir hafıza katmanı olarak kurguluyor. Film, ekolojik yaşamın bireysel bir tercihten öte, toplumsal bir direnç ve bellek inşası olduğunu görsel bir dille kanıtlıyor.

Mübadil Romanlar: Çok Kültürlü Bir Hafıza Fragmanı

Tunç’un bir diğer dikkat çeken üretimi olan “Mübadil Romanlar” multimedya projesi, Türkiye ve Yunanistan arasındaki nüfus mübadelesinin Roman toplumundaki izlerini sürüyor. Selanik’ten Anadolu’ya uzanan zorunlu göç deneyimini; fotoğraf, video ve ses kayıtlarını bir araya getiren hibrit bir anlatıyla sunan proje, kuşaklar arası aktarılan kolektif travmayı odağına alıyor. Proje, sadece tarihsel bir tanıklık sunmakla kalmıyor, aynı zamanda Roman toplumuna yönelik yerleşik önyargıları sarsan alternatif bir anlatı alanı inşa ediyor. Bu multimedya yaklaşımı, belgesel sanatının statik bir kayıt olmaktan çıkıp dinamik bir yüzleşme aracına dönüşebileceğini gösteriyor.

Women Storytellers ve Küresel Hikâye Anlatıcılığı

Sevde Tunç’un ABD’deki bu akademik turu, aynı zamanda temellerini attığı “Women Storytellers” adlı görsel hikâye anlatımı platformunun küresel vizyonunu temsil ediyor. Farklı coğrafyalardan kadınların, doğanın ve toplulukların hafızasını görünür kılmayı amaçlayan bu platform; belgesel film, fotoğraf ve sözlü tarihi modern bir arayüzde buluşturuyor. Tunç’un “bellek geçmişte kalan bir şey değil, bugünü şekillendiren yaşayan bir alandır” mottosuyla şekillenen üretim pratiği, platformun temel felsefesini oluşturuyor. Sanatçının Amerika’daki diğer üniversiteleri de kapsayacak olan gösterim takvimi, görsel antropoloji ve belgesel sinema alanındaki çalışmalarının uluslararası etkisini pekiştirmeye devam ediyor.

Devamını Oku

Sinema

26 – 29 Mart’ta sporun kalbi sinemada atacak: ISFF finalist seçkisi belli oldu

İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali, ikinci yılında izleyiciyle yeniden buluşmaya hazırlanıyor.

Geçtiğimiz yıl ilk kez düzenlenerek sporun rekabetçi doğasını sinemanın anlatım gücüyle buluşturan İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali (ISFF), ikinci yılında izleyiciyle yeniden buluşmaya hazırlanıyor. Belgesel sinemacı Gökçe Kaan Demirkıran’ın öncülüğünde hayata geçirilen festival, sporu sadece skor tabelalarından ibaret görmeyen; onu toplumsal dönüşümün, bireysel kimlik inşasının ve direncin bir aracı olarak ele alan derinlikli bir vizyon sunuyor. 26–29 Mart 2026 tarihleri arasında İstanbul’un farklı kültürel mekanlarında gerçekleşecek olan festivalin en çok merak edilen bölümü olan Kurmaca Kısa Film ve Belgesel Film yarışmalarının finalistleri ise resmen açıklandı. Seçki, sporun küresel bir dil olma özelliğini farklı coğrafyalardan gelen çarpıcı hikâyelerle pekiştiriyor.

Kurmaca Kısa Filmlerde Kimlik ve Direniş Temaları

Kurmaca kısa film kategorisindeki finalistler, sporun sadece fiziksel bir rekabet alanı değil, aynı zamanda politik ve kişisel bir varoluş mücadelesi olduğunu kanıtlayan yapımlardan oluşuyor. Kanada yapımı “A Good Day Will Come”, bir güreşçinin politik baskılar altındaki sessiz çığlığını merkeze alırken; ABD’den “Breaking the Tide” Hawaii’nin dalgaları arasında kardeşlik ve korkuyla yüzleşme hikâyesi sunuyor. Filipinler’den gelen “G!”, e-spor dünyasında kuşak çatışmasını işlerken; Hollanda yapımı “Inundation” ise savaş travmasını suyla kurulan yeni bir bağ üzerinden anlatıyor. İtalya’dan katılan “JAI” ve “The Champion’s Mural” yapımları ise dostluğun sınırlarını ve Maradona mirasının gençlerin hayatındaki dönüştürücü etkisini işliyor. İngiltere yapımı “The Fight” ile boks dünyasındaki kadın varlığına, ABD yapımı “Untouchable” ile eskrim sporundaki başarı hırsına odaklanan seçki, sporun çok katmanlı anlatılarını sinemaseverlerle buluşturuyor.

Belgesel Seçkisinde Sporun Dönüştürücü ve Birleştirici Gücü

Belgesel kategorisindeki finalistler, sporun toplumsal tabuları yıkma ve bireysel sınırları genişletme gücüne dair gerçek hayat hikâyelerini perdeye taşıyor. Türkiye’den Cem Güzel’in yönettiği “Abstract”, taraftarlık kültürüne yapay zekâ penceresinden bakarak aidiyet kavramını dijital bir düzleme taşırken; ABD yapımı “Best Day Ever”, adaptif dağ bisikleti sporcularının özgürleşme mücadelesini aktarıyor. Kırgızistan’da kadın futbolu üzerinden toplumsal değişimi işleyen “Kickoff” ve Fransa’da bir ultra maraton aracılığıyla hayatını yeniden kuran Dave Pen’in hikâyesini anlatan “Run Again”, sporun iyileştirici gücünü vurguluyor. Litvanya’dan erkek egemen drift dünyasının kraliçesi Sandra’nın mücadelesi, Brezilya’dan profesyonel sörfçü Tainá’nın Olimpiyat yolculuğu ve Uruguay’dan Down sendromlu jimnastikçi Daiana’nın ilham veren hayatı, belgesel seçkisinin evrensel kapsayıcılığını ortaya koyuyor. Özellikle İtalya ve Senegal ortak yapımı “The Madmen Coach”, zihinsel rahatsızlıkları olan bireylerin futbol aracılığıyla kurdukları umut köprüsünü anlatarak sporun sosyal rehabilitasyondaki rolüne dikkat çekiyor.

Skor Tabelasının Ötesinde İnsan Hikâyeleri

ISFF 2026, finalist filmleriyle izleyiciyi sporun sadece galibiyet ve mağlubiyetten ibaret olmadığını anlamaya davet ediyor. Seçkide yer alan yapımlar; hafıza, aidiyet, dayanıklılık ve toplumsal cinsiyet rolleri gibi temalar üzerinden sporun insan ruhuyla olan derin bağını sorguluyor. Farklı dillerin ve kültürlerin sporun ortak paydasında birleştiği bu dört günlük maraton, İstanbul’un sinema takvimine dinamik bir soluk kazandırırken, spora dair yerleşik algıları da estetik bir dille dönüştürmeyi hedefliyor. Çağdaş sinema dilinin en yetkin örneklerinin yer aldığı festival, 29 Mart’taki ödül töreniyle sona erecek.

Devamını Oku

Copyright © 2022 Refleksif.com