Bizimle İletişime Geçin

Sinema

Büyümenin karmaşıklığı ve heyecanı: Lady Bird #inceleme

Greta Gerwig’in senaryosunu yazıp yönettiği film, Lady Bird, Altın Küre’de “En iyi Film” ve “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü almıştı.

Greta Gerwig’in senaryosunu kendi yazıp aynı zamanda yönettiği film, Ladybird, 2017 çıkışlı olup Altın Küre’de “En iyi Film” ve “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü alırken Oscar Ödüllerinde 5 dalda aday gösterilmişti.

Gerwig; Little Women filminde de beraber çalıştığı Saoirse Ronan ve Timothée Chalamet ile burada da çalışmış, ayrıca kadroda Laurie Metcalf ve Beanie Feldstein gibi isimler de mevcut.

Film, doğup büyüdüğü yeri ve ailesinin ona verdiği ismi sevmeyip kabul etmeyen 17 yaşındaki bir kızın hayatını konu alıyor. Gerwig, filme kendi hayatından da birçok parçayı katmıştır ki; kendisi de, filmin geçtiği şehir olan Sacramento’dan geliyordur. Doğal diyalogları ve sade anlatımıyla Christine’in, yani kendine verdiği isimle Ladybird’ün her anlamda büyüme hikayesini izliyoruz.

Filmin ilk sahnesinde Ladybird ve annesi bizi karşılıyor; aslında film boyunca Ladybird, başka etkenlerin de yanında en çok annesiyle çatışıyor ve onunla olan ilişkisi etrafında büyüyor.

“Sacramentolu görünüyor muyum sence?”

“Sen zaten Sacramentolusun.”

Aralarındaki ilişkide en ufak samimiyet ve yakınlık yakaladığımız an konuşmalarının sonu bir şekilde tartışmaya dönüyor. Bir tarafta onun için çokça fedakarlık yaptığını düşünen pasif agresif annesi diğer tarafta ise kendi hayatından memnun olmayan ve her şeyi bırakıp gitmek isteyen Ladybird var. Her ne kadar her şeyi bırakıp gitmek istese de aslında annesinin gözünde iyi ve yeterli olmak istiyor ve baktığınızda aynı hisleri annesi de onun için barındırıyor. Planlarını yapan Ladybird, üniversite için doğu yakasında bir okula gitmek istediğini söylüyor fakat ailesinin maddi durumu buna pek uygun görünmüyordu. Babasının işsiz kalmasından sonra akıl hastanesinde çift vardiya çalışmaya başlayan annesi kesinlikle Ladybird’ün bu isteğini onaylamıyor ve kendi eyaletlerindeki bir okula gitmesini istiyordu.

İnsanlara “rayların yanlış tarafında yaşıyorum” gibi söylemlerde bulunan Ladybird, ailesinin maddi durumunun kötü olmasını sinir bozucu buluyor olacak ki, babasına onu okulun biraz gerisinde bırakmasını söyler. Bunun yanında babasıyla güzel bir ilişkisi olan Ladybird; babasına, annesinin haberi olmadan onun yardımıyla istediği okullara başvurmak istediğini anlattığında babası yardım etmeyi kabul eder. Fakat diğer taraftan dersleri de pek iyi durumda değildir ve okuldaki herhangi başka bir aktiviteyle de ilgilenmiyordur. Aslında belki de tek istediği şey o rüya gibi anlatılan genç kız hayatını yaşamak olan Ladybird, sanki bir şeyler için geç kalmış veya kendini hep geri tutmuş gibi gözüküyordu. Fakat bu sefer bunu değiştirmeye kararlı olarak bir adım atıp müzikal seçmelerine katılır ve orada Danny ile tanışır.

Bir süreliğine her şey güzel gidiyor gibidir; müzikal için yaptıkları çalışmalar, onun sonrasında arkadaşlarıyla ve özellikle Danny ile geçirdiği anlar, hatta annesiyle bile araları iyiye gidiyor gibi gözükür ve annesi Şükran Günü’nü erkek arkadaşının ailesiyle geçirmesine izin verir ve o gün için ona bir elbise diker. Tabii bu güzel günler çok da uzun sürmez ve Ladybird yine bir hayal kırıklığına uğrar. Danny tarafından aldatıldığını öğrendikten sonra her şey değişecektir.

Artık bir şeylerin değişmesi ve güzelleşmesi için ekstra çaba harcıyor ve kendinden bir şeyler kaybediyordur, elbette bunun farkında olmayarak.

Gözüne kestirdiği gizemli çocuk Kyle ve onun arkadaşlarına yakın olabilmek için kendini türlü durumlara sokar. Önce en yakın arkadaşı Julie’den uzaklaşır, müzikale devam etmeyi bırakır ve yeni arkadaşlarıyla takılmaya başlar. Yaşadığı evi yalan söylemesinden tutun, sevdiği öğretmene yaptığı acımasız şaka ve en sonunda da okulda verilen söyleşide yaptığı karşıt söylemlerle okuldan uzaklaşma alır. Tam kendini onlara kabul ettirmiş hissederken aslında bu yaptıklarının da hiçbir işe yaramadığını görür. Kyle da ona hayal kırıklığı yaşattıktan sonra elinde kalan tek şey onunla beraber çok istediği yıl sonu balosuna gitmek olur. Aslında her hoşlandığı çocuğun ismini duvara yazıp sonra da üstünü çizmenin de genç kız serüvenin bir parçası olduğunu anlatacak bir arkadaşa ihtiyacı vardı belki de, fakat onu da kaybetmişti.

Yıl sonu balosu için annesiyle elbise bakmaya çıktıklarında aralarında yaşanan en dürüst diyalog gerçekleşir.

“I wished that you liked me.”

“Of course I love you.”

“But do you like me?”

Ladybird; onu en iyi halinde görmek isteyen annesine bunu yaparken kendisinin hali hazırdaki halini ne kadar incittiğini bu konuşmayla ona anlatmaya çalışıyordu. Annesinin ne diyeceğini bilemediği halini görmek ise içinizi sızlatıyor. Tabii sonrasında Ladybird yine de annesinin fazla pembe bulduğu elbiseyi alır, tıpkı onun fikrini önemsemeden istediği okullara başvurması gibi. Baloya gitmek için hazır olduğunda ise Kyle ve arkadaşlarının baloyu ekip beraber takılacaklarını öğrenir. Fakat Ladybird artık dersini almış bir şekilde onlara uymak istemediğine karar verir ve en yakın arkadaşı Julie’nin gönlünü aldıktan sonra baloya onunla katılmaya karar verir. Çok keyifli vakit geçiren iki arkadaş için ise artık bundan sonra ayrılık vaktidir; çünkü okul yılı bitmiş ve yaz gelmiştir.

İstediği okulun bekleme listesindeyken okula girdiğini öğrenen Ladybird, bu sevincini annesiz kutlamak zorunda kalır çünkü annesi bu durumdan hiç mutlu değildir ve sessizliğini korur. Tüm yaz boyunca yarı zamanlı işlerde çalıştıktan sonra artık Sacramento’yu terk etme vakti gelmiştir. Filmin en can alıcı sahnesi ise kesinlikle havalimanına gittikleri zaman annesinin fikrini değiştirerek Ladybird’e veda etmek için koşarak yetişmeye çalıştığı sahne olmalıdır. Fakat kuş uçmuştur artık, her şey için çok geçtir.

Her şeyden uzaklaşarak üniversiteye başlayan Ladybird’ün sonunda istediği olmuştur fakat burda da mutluluğu tam yakaladığı söylenemez. Ne yaptığını bilmez halde bir boşluktadır sanki. Beklenilenin aksine; uzaklaştıktan sonra doğumunda ona verilen isim olan Christine’i ve Sacramento’yu kabullenir ve annesine teşekkür ettiği ve onu sevdiğini söylediği bir sesli mesaj bırakır. Artık benliğiyle olan savaş bitmiştir.

Sudenur Atabaş / info@refleksif.com

Devamını Oku

Sinema

Ferdi Özbeğen’in hayatı film oluyor

Türk müziğinin zarafeti, eşsiz yorumu ve neşesiyle bir döneme damgasını vuran efsane ismi Ferdi Özbeğen’in hayat hikâyesi sinemaya taşınıyor.

Türk müziğinin zarafeti, eşsiz yorumu ve neşesiyle bir döneme damgasını vuran efsane ismi Ferdi Özbeğen’in hayat hikâyesi sinemaya taşınıyor. Piyanist şantörlük ekolünün en büyük temsilcisi olan Özbeğen’in yaşamını anlatacak film, Türkiye’nin bir dönemine ayna tutmaya hazırlanıyor.

Senaryo Çalışmaları Tamamlanmak Üzere

Yapımcılığını Orchestra Content’in, yaratıcı yapımcılığını ise Mine Şengöz’ün üstlendiği projenin hazırlık süreci büyük bir titizlikle yürütülüyor. 2023 yazından bu yana senaryo üzerinde çalışan Yiğit Güralp’in kaleminden çıkan hikâye, son aşamaya geldi. Film, sanatçının müzikal dehasının yanı sıra topluma bıraktığı manevi mirası da odağına alıyor.

TEV ve Alanında Uzman İsimlerin Danışmanlığı

Vefasından önce tüm mal varlığını gençlerin eğitimine katkı sağlamak amacıyla Türk Eğitim Vakfı (TEV)’na bağışlayan Özbeğen’in hayatı, vakfın da katkılarıyla gerçeğe en yakın haliyle kurgulanıyor. Filmin danışman kadrosunda ise kültür-sanat dünyasının önemli isimleri yer alıyor:

  • Tuğrul Eryılmaz
  • Gülşen İşeri
  • Murat Özyaşar
  • Murat Meriç
  • İdris Pehlivan
  • Hilmi Özbeğen

Vizyon Tarihi: 2027

Görkemli bir prodüksiyonla hayata geçirilmesi planlanan film, izleyiciyi sadece bir sanatçının hayatına değil, Türkiye’nin en renkli ve tutkulu yıllarına da götürecek. Ferdi Özbeğen’in hem sahnedeki görkemini hem de insani derinliğini yansıtacak olan yapım, 2027 yılında sinemaseverlerle buluşacak.

Devamını Oku

Sinema

Long Play Müzik Filmleri Festivali, ilk yılında müzik ve sinemayı aynı çatıda buluşturdu

Long Play Müzik Filmleri Festivali, üç gün boyunca gösterimler, söyleşiler, atölyeler ve belgesel film yarışmasıyla müzik ve sinema tutkunlarını bir araya getirdi.

Yönetmen Gökçe Kaan Demirkıran direktörlüğünde 5–6–7 Aralık tarihlerinde Biletinial Torun Center Sinemaları’nda ilk kez düzenlenen Long Play Müzik Filmleri Festivali, üç gün boyunca gösterimler, söyleşiler, atölyeler ve belgesel film yarışmasıyla müzik ve sinema tutkunlarını bir araya getirdi. Müziğin sinema aracılığıyla yeni bir anlatıya dönüştüğü festival, yoğun ilgiyle karşılandı.

Ulusal ve uluslararası müzik temalı belgesellerden oluşan seçkisiyle festival, müziğin kültürel hafıza, kimlik ve topluluk duygusuyla kurduğu ilişkiye odaklandı. Gösterimlerin ardından düzenlenen söyleşiler, izleyiciler ile yaratıcılar arasında samimi ve canlı bir buluşma alanı yarattı.

Belgesel yarışmasında En İyi Belgesel Ödülü, jüri değerlendirmesiyle Bir Orkestranın İzinde filmine verildi. Ödülü, filmin kahramanlarından Ezel Gönül Acar’a jüri üyesi Fadik Sevin Atasoy takdim etti. Finalde yer alan yapımlar arasında Bir Orkestranın İzinde, Aşırı Kişisel Belgesel, Recife Tem Um Coração, The Rhythm of Balance, Balkancisco, Bakırköy Underground, Return of the Creeps ve Bartók Nyomában bulunuyordu. Festival Özel Ödülü ise Bakırköy Underground filmiyle Berkay Şatır’a verildi.

Festival programı söyleşiler ve özel gösterimlerle zenginleşti. Açılış, Nezih Ünen’in Anadolu’nun Kayıp Şarkıları belgeseliyle yapıldı. Neredesin Firuze’nin 20. yılına özel gerçekleştirilen, tüm biletleri tükenen gösterim büyük ilgi gördü; yönetmen Ezel Akay, film müziklerindeki alışılmadık yaklaşımı izleyicilerle paylaştı. Cem Karaca’nın Gözyaşları belgeseli de yoğun ilgiyle takip edildi; sanatçının oğlu Emrah Karaca gösterim sonrası duygularını samimiyetle aktardı.

Üçüncü gün, Fatih Akın’ın İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek belgeseli ile devam etti. Gösterim sonrası, filmde yer alan Baba Zula’nın kurucusu Murat Ertel, moderatör Murat Beşer ile yaptığı söyleşide müzikal yolculuğunun ilham kaynaklarına değindi.

Festivalin kapanışı, Damien Chazelle’in üç Oscar ödüllü filmi Whiplash ile yapıldı. Gösterim sonrası düzenlenen söyleşide, Burak Gürpınar, Gökhan Tunçişler ve Yağız İpek, Gizem Ertürk moderatörlüğünde disiplin, tutku ve sahnede sınırları zorlama üzerine ilham verici bir sohbet gerçekleştirdi. Davulun güçlü bir ifade biçimi olduğu vurgulanan bu buluşma, festivalin en akılda kalan anları arasında yer aldı.

Festival Direktörü Gökçe Kaan Demirkıran, Long Play’in çıkış fikrini müziği yalnızca dinlenen değil, düşünce ve paylaşım alanı olarak ele almak istedikleri sözleriyle anlattı. Sinemanın anlatı gücüyle müziğin birleştiğinde ortaya çıkan etkiden yola çıkan festival, müzisyenleri, yönetmenleri ve izleyicileri ortak bir zeminde buluşturarak sürdürülebilir bir alan yaratmayı hedefliyor.

Long Play Müzik Filmleri Festivali, müzik ve sinemanın kesişimindeki özgün atmosferiyle İstanbul’un kültür-sanat hayatına yeni bir soluk getirirken, önümüzdeki yıllarda bu buluşmayı büyüterek sürdürmeyi amaçlıyor.

Devamını Oku

Copyright © 2022 Refleksif.com